BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

Trakya Üniversitesi’nde Bosna Hersek Gecesi

15 kez görüntülendi

İstanbul Tıp Fakültesi’nden sınıf arkadaşım Edirne-Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cem Uzun Vakıf (Bosna Sancak Akademik Kültür ve Tarih Vakfı) ve Dernek (Bosna Sancak Kültür ve Yardımlaşma Derneği) ile beraber üniversitelerinde bir “Bosna Hersek Gecesi” düzenleyebilir miyiz diye sordu. Ben de yönetim kurullarıyla konuşarak evet cevabı verdim. Bir fotoğraf sergisi, bir uzun metrajlı film, Cemalettin Latiç tarafından Aliya İzetbegoviç hakkında bir konuşma ve Sevdalinka dinletisi olmak üzere dolu bir program önerisi yaptık. Üniversite tarafından 19 Nisan Perşembe saat 19.00’da Balkan Kongre Merkezi’nde Prof. Dr. Cemallettin Latiç tarafından “Bilge Kral Alija İzetbegoviç” başlıklı konuşma ve Muammer Ketencoğlu ve Balkan Trio’nun Sevdalinka dinletisi kabul gördü.

Sayın Latiç ile beraber Edirne yolculuğu yaptık. Üniversitede Dış İlişkiler Koordinatörü Doç. Dr. Murat Türkyılmaz bizi karşıladı. Balkan Enstitüsü’nü gezdikten sonra üniversitenin Boşnak Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’na gittik. Öğretim üyeleri Ana Bilim Dalı Başkanı Şahin Kılıç, Refik Sadikoviç, Emina Sadikoviç, Selmana Demirbaş, araştırma görevlileri Taner Şen ve Ali Mehmet Gürsel ile tanıştık. Latiç’in nikah şahidi olduğu Refik-Emina çifti ile karşılaşması ilginçti. Enes Turbiç de Latiç’in konuşmasını simultane olarak akıcı bir şekilde Türkçeye çevirdi.

Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen; Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, Rektör yardımcısı Prof. Dr. Cem Uzun’un da katıldığı program renkli ve başarılı geçti. Rektörün Bosna ve Sancak’tan daha fazla öğrenci kabul edebileceklerini, bunun için girişimde bulunmamızın uygun olduğunu belirtmelerini not ettik, Vakıf ve Derneğimize teşekkürlerini ilettiler, memnuniyetle Edirne’den ayrıldık.

Yine Vakıf ve Dernek tarafından Ekim 2017 tarihinde organize edilen “2. Bosna Sancak Günleri” programında Pera Müzesi’nde gösterilen “Sevdalinka: Ruhun Kimyası” isimli uzun metrajlı filmin yönetmeni Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Sali Saliji tarafından düzenlenen ve 14-18 Mayıs günlerinde İzmir’de gerçekleştirilen 4. Balkan Panorama Etkinliği’ne davet edildik. (Balkan film festivali alt başlığı altında tüm hafta boyunca uzun metrajlı film gösterimi, kısa metrajlı film seçkileri, atölye çalışmaları, fotoğraf sergisi, paneller ve konukların yer aldığı bir festival). Film gösterimi ve panel olarak bu davete katıldık.

Gazeteci, araştırmacı Selim Öztürk tarafından hazırlanan “Geçmişin İzleri: Sancak” başlıklı 27 dakikalık belgesel (Türkiye’de ikamet eden Sancak Bölgesi’nden göç etmiş ve halen hayatta olan 80 yaşını aşmış 90 kişi ile yapılan birebir söyleşilerden oluşan bir belgeselin özeti) gösteriminden sonra bir saatlik Sancak konusunda panel ile devam edildi. Selim Öztürk’le beraber dinleyicilerin katılımı ile güzel bir söyleşi oldu. Meryem-Haşim Erden çiftinin festivale İstanbul’dan katılması organizatörler tarafından şaşkınlık ve sevinçle karşılandı.

Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Marmara Üniversitesi’nden sonra Trakya ve Dokuz Eylül Üniversitesi ile işbirliği sonucu Vakıf ve Derneğin akademik çevrelerde bilinirliği bize gurur verdi.

Sancak Bölgesi’nden göç edenlerin “göç etme” sebeplerini anlattıkları belgeselden sonra Selim Öztürk ile beraber sahneye çıktık. Yüz yıldır insanlar Sancak’tan niçin göç daha doğrusu sürgün ediliyor, onu anlatmaya çalıştık. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Sancak hakkında yaptığım konuşmayı kısaca özetlemek istiyorum.

Amerikalı tarihçi Justin McCarthy “Ölüm ve Sürgün” başlıklı kitabının önsözünde “Balkan, Kafkas, Kırım Anadolu Müslümanlarının ıstırabı Batı’da ne tarih kitaplarında yer almış ne de anlaşılmıştır” diye yazmaktadır. Maalesef yalnız Batı’da değil Türkiye’de de ne tarih kitaplarında yer almış ne de anlaşılmıştır. Istırabı yaşayanlar yeni kuşaklara, nesillere bırakın kin, nefret, intikam aşılamayı yaşananları dahi anlatmamışlardı. Belki de doğrusu buydu; eğer 1989 Bulgaristan, 1992-95 Bosna, 1999 Kosova’da yaşananlar olmasaydı.

Bugün de size aynı ıstırabı yaşayan Balkanlarda bir bölgeden, Sancak’tan söz edeceğiz. Belgeselde izlediğiniz kişilerin babaları ile bu söyleşiyi yapabilmiş olsaydık sizlere Sirkeci’deki fırından, Yemen’den, Fizan’dan, Galiçya’dan ve Gelibolu’dan söz edeceklerdi.

Sancak kelime anlamı bayrak olan bir sözcüktür. Ancak bu isimle esas olarak, büyük bir askeri ve idari birim kastedilmektedir. Genel kural olarak üç veya daha fazla sayıdaki sancak en büyük idari birim olan ve resmi olarak eyalet olarak adlandırılan yönetim birimini oluşturmaktaydı.

Bizim şimdilerde popüler olarak “Muhteşem Yüzyıl” dediğimiz, imparatorluğun gücünün zirvesinde olduğu XVI. yüzyılın ortalarında, toprakları üzerinde 350 sancak ve 40 eyalet, XIX. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde 290 sancak ve 25 eyalet yer almaktaydı. İlerleyen yıllarda sayı gittikçe azaldı. Nihayet TBMM hükümeti 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilatı-ı Esasiye ile Sancak ismi ile anılan askeri-idari birimleri ortadan kaldırdı. Bu isimle varlığını sürdüren Türkiye-Suriye sınırındaki ve daha çok İskenderun ismi ile bilinen Alexandrette Sancağı, bugün Hatay vilayeti olup 1939 yılında Türkiye’ye katılmıştır. Böylece bugün dünyada ismi büyük harflerle yazılan tek bir Sancak, yani YENİ PAZAR SANCAĞI kalmış olup, bu bölge BOŞNAK halkının en önemli tarihsel ve jeopolitik alanlarından biridir. Bugün Sancak denilince herkes bununla Yeni Pazar Sancağı’nın kastedildiğini bilmektedir.

Bugün Yeni Pazar Sancağı coğrafyası 8.687 kilometrekarelik bir alanı kapsamaktadır. Onun sınırları içinde Sırbistan topraklarında Yeni Pazar (Novi Pazar), Sjenica, Tutin, Prijepolje, Priboj, Nova Varoş; Karadağ topraklarında ise Rozaje, Plav ve Gusinje, Bijelo Polje (Akova), Plevlja (Taşlıca) ve Berane şehirleri yer almaktadır.

1991 yılına ait resmi nüfus sayımına göre o yıl Sancak sınırları içinde 450.000 kişi yaşamaktaydı. Bunların %57’si Boşnak, kalan %43 ise Sırp, Karadağlı, Arnavut ve diğerlerinden oluşmaktaydı. 2003 yılında yapılan nüfus sayımında nüfusun hissedilir biçimde azaldığını görüyoruz. Bunun temel nedeni yüzyılın başında olduğu gibi yüzyılın sonunda olan olaylardır. 2003 yılına ait nüfus sayımının tasnif edilmiş sonuçlarına göre, Sancak sınırları içinde 393.223 kişi yaşamaktadır. Bunun 235.567 kişisi Sırbistan topraklarında, 156.656 kişisi ise Karadağ topraklarında yaşamaktadır.

Sancak’ın belli bölgelerinin 1373 yılından itibaren, dönemin orta çağ Bosna Devleti’nin (1377 yılından itibaren Bosna Krallığı) sınırlarına dahil olduğu gerçeği de çoğunlukla geçiştirilir. Fatih Sultan Mehmet’in Bosna Krallığı’nı fethinden sonra ferman ile Bosna Sancağı kurulmuştur. Sancak toprakları fethedildikçe önce Bosna Sancağı’na, 1470 sonraları Hersek Sancağı’na dahil edildi. Bu idari yapılanma 1580 yılında kurulan BOSNA EYALETİ’nin kuruluşuna kadar devam etti. Bosna Eyaleti’ne bağlı ayrı bir idari-askeri birim olarak Yeni Pazar Sancağı’nı oluşturmuştur. Bu Sancak’ın tüm toprakları bahsi geçen dönem boyunca Bosna Eyaleti sınırlarına dahildi. Yeni Pazar’ın XVI. yüzyıl başlarında Güneydoğu Avrupa ülkeleri içindeki, en büyük ve en gelişmiş şehirler arasında sayıldığı dönemdir.

Sancak’ın Osmanlı (Türkiye) ile beraberliği 1463 yılından, 1877 yılına kadarki 414 yıl, Sancak’ın bazı bölgeleri Ortaçağ Bosna Devleti’ne 1373 yılından itibaren dahil olduğu düşünülürse Sancak’ın Bosna ile beraberliği 505 yıllık bir süreye uzamaktadır.

Sancak coğrafyası ve onun Boşnak halkı 14. yüzyılın sonlarından, 19. yüzyıl sonlarına dek tarihini, kültürünü ve bir bakıma kaderini de Bosna ve Osmanlı (Türkiye) tarihi ile birleştirmiştir. Bu birliktelik, Bosna Hersek’in Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun yönetimine geçişi, ilhakı ve Balkan Savaşları’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun uğradığı ağır yenilgiler sonucu Balkanlardaki tüm topraklarını kaybetmesi ile ağır bir yara almıştır.

Berlin Kongresi Anlaşması’nın 25. maddesine göre Yeni Pazar Sancağı da kısmen Bosna Hersek’in kaderini paylaşmıştır. Büyük Avrupa güçlerinin kararı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun mutabakatına göre, Yeni Pazar Sancağı topraklarında Osmanlı’nın sivil ve askeri yönetiminin yanı sıra 4-5 bin Avusturya Macaristan subayı ve askeri konuşlanacaktı.

Birinci Balkan Harbi sırasında, 1912 yılı Ekim’inde Sırbistan Krallığı ve Karadağ Krallığı’na bağlı silahlı kuvvetler Yeni Pazar Sancağı topraklarını ele geçirerek aralarında pay ettiler. Bu paylaşım, bu devletlerin 1913 yılında Belgrad’da imzaladıkları anlaşma ile resmileşmiştir.

Bu dönemde Sancak’taki Boşnaklar tarihlerindeki en büyük soykırımlardan birini yaşadılar. Karadağ ordusu Plav ve Gusinje’yi ele geçirdiği 1913 yılının Şubat’ından Mayıs’a kadar geçen sürede, yerli Boşnak halkından binlerce kişiyi katlettiler. Bazı verilere göre bu sayı 8.000 civarındaydı. 12.000 kişiyi din değiştirmeye zorladılar. 1912-1914 yılları arasındaki dönemde, Sancak Boşnaklarının on binlercesi, buraları terk ederek, halen Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolündeki bölgelere göç etti. Sancak Boşnakların göçleri-sürgünü böyle başladı. Siyasal, kültürel toprak reformlarıyla gelen ekonomik, şiddet, katliam ve soykırım nedenleriyle göçler yüzyıl boyunca devam etti.

20 Temmuz 1917’de Yunan adası Korfu’da, Sırp, Hırvat, Sloven siyasilerin imzaladığı, Sırp Karacorceviç (Kara Yorgi) hanedanının krallığı altında ilk Birleşik Yugoslavya (Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı) kuruldu. Sırplarla Hırvatlar arasında Boşnakların durumu konuşuldu. Ölüm, sürgün, din değiştirme seçeneklerinin sunulmasına karar verildi. 8-25 Ağustos 1917 yılında Mehmet Paşa Bajroviç başkanlığında Sjenica konferansı yapıldı. Bosna’ya bağlanma olmazsa Sancak’ın yeni kurulan devlette otonomi olmasına karar verildi. Kararı kimse tanımadı. 1919 Ağustos ayında Krallık “Tarım Reformu” yasasını kabul etti. Kulağa hoş gelmesine rağmen bu reformlar her seferinde Boşnakların ellerindeki toprakları almak, göç ettirmek ve Sırpları bu topraklara yerleştirmek için (Kolonizasyon) kullanıldı.

10 Kasım 1924 yılında bilinen “Şahoviçi” katliamı ve ardından göçler yaşandı. 1929 yılında Yugoslavya Krallığı kuruldu. 1931 yılında tekrar “Toprak Reformu” yasası çıkarıldı. Yine göçler yaşandı.

1941 Nisan’ında Yugoslavya Krallığı’nın yıkılışı ve yeni düzen için ayaklanmanın başlamasından sonra, bu coğrafyada Sancak’ın otonomisi ile ilgili idealler yeniden canlandı. Bir kişi bu alanda farklı biçimde öne çıkmaktadır. Bu kişi Rıfat Burçeviç Trşo’dur.

Trşo, Sancak’taki halk ayaklanmasının önderlerinden biri ve KPJ’nin (Yugoslavya Komünist Partisi) Karadağ, Boka Kotorska ve Sancak Bölge Komitesi’nde eğitim sorumlusu, bölge komitesinin de siyasi sekreteriydi. 1942’de öldürüldü. 1943 Ocak ve Şubat aylarında Bihor –Bukovica’da Draza Mihailoviç tarafından 6.000 Boşnak öldürüldü. Bu dönemde tüm antifaşistler Sancak’ı tek bir bölge olarak görmekteydiler. Bu düşünce 20-21 Kasım 1943 günlerinde, Pljevlja’da toplanan kurucu ZAVNOS kongresinde (Sancak Bölgesel Antifaşist Halk Kurtuluş Meclisi) daha belirgin ortaya çıkmıştır.

Sancak’ın otonomisine, çeşitli gerekçelerle karşı çıkan ve yeni sosyalist devlet içinde, Sancak’ın otonom olmasını istemeyenler vardı. Bu şekilde Sancak’ın gelecekteki Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti’ndeki her türlü otonomisinin önüne geçildi.

Sancak halkı, ZAVNOS’un kuruluşuna ve onun antifaşist rolüne verdiği önem, bu olayın hatırasına duyduğu saygı yüzünden, 20 Kasım tarihini “Sancak Günü” olarak kabul etmiştir.

Komünistlerin Boşnaklara, Boşnakların komünistlere ihtiyacı vardı. Birliktelikten zafer kazanıldı. Ama komünistler zaferden sonra ne ulusal, ne de dinsel grup olarak Boşnakları tanımadı. Daha sonraları yalnızca dinsel bir grup olarak tanıdı. Sancak’ta otonomi için karar alınmış olmasına rağmen başarı gelmeye başlayınca bundan da vazgeçildi.

Kurulan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti sonrasında Yugoslavya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nde yapılan ilk yasalardan biri “tarım reformu”dur. Yine göçler başladı.

Tito’nun ölümü sonrası 1989 sonrası karışmaya başlayan Yugoslavya’da 11 Mayıs 1991’de Sancak Müslümanları Ulusal Meclisi kuruldu. Sancak Müslümanları 25-27 Ekim’de referandum yaparak “otonomi için karar aldı. 27 Nisan 1992’de Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti kuruldu ve Sancak’ta Severin katliamı yaşandı. 1992-95 yılları arasında 70-75 bin Sancaklı memleketlerini terk etmek zorunda kaldı. Yüzyılın başı ile sonu arasında değişen bir şey olmamıştı.

4 Şubat 2003’de Sırbistan ve Karadağ Devletleri Birliği kuruldu. Sancak Müslümanları Ulusal Meclisi, Sancak Boşnak Ulusal Meclisi adını aldı. Nüfus sayımında ilk defa Sırbistan ve Karadağ’da Boşnaklar kendilerini Boşnak olarak saydırdılar.

3 Haziran 2006’da Karadağ Devleti Sırbistan’dan ayrıldı ve bağımsızlığını ilan etti. Ve Sancak resmen iki devlet arasında bölündü. Sancak’ta başlıca anlamı olan 3 tarih var;

20 Kasım “Sancak Günü”

11 Mayıs “Bayrak Günü”

11 Temmuz “Anma Günü”

Türkiye’de yaşayan Sancaklı sayısı Sancak’ta yaşayanlardan daha fazladır.

Konuşmamı bir anekdot ile bitirdim.

Şu anda Sırbistan parlamentosunda milletvekili olarak yer alan Muammer Zukorliç ile televizyonda yapılan bir söyleşide spiker sordu:

-Niçin Sırbistan ile Türkiye arasında yapılan basketbol karşılaşmasında siz vatandaşı olduğunuz Sırbistan’ı değil de Türkiye’yi destekliyorsunuz?

-Hanımefendi şu anda Türk Basketbol Milli Takımı’nda Sancak kökenli 5 basketbolcu var (söyleşinin yapıldığı zamanda 12 Dev Adam, Türkiye’de düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nı 2. olarak tamamladı. 2001 Avrupa Şampiyonası Türk Milli Basketbol Takımı kadrosu; İbrahim Kutluay, Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur, Mirsad Türkcan, Hüseyin Beşok, Harun Erdenay, Orhun Ene, Haluk Yıldırım, Kaya Peker, Kerem Tunçeri, Ömer Onan, Asım Pars’tan oluşmaktaydı.) Sırbistan Milli Takımı’nda hiçbir Sancaklı oyuncu yok. Siz söyleyin biz kimi destekleyelim?

Adem Fazlıoğlu
Adem Fazlıoğluadem@ademfazlioglu.com