BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

“Tek şey”

15 kez görüntülendi

Tolstoy’un dediği gibi “İnsan neyle yaşar?” Neyle beslenir? Neye tutunur? Sevdikleriyle mi yoksa nefret ettikleriyle mi yaşamdan kopamaz, hatta daha çok düğümlenir yaşama? Katlanamadıkları mı onu ayakta tutar? Hangi rüzgarda sürüklenirse gerçekten insan olur? Feleğin hangi çemberinden geçmesi gerekir?

Kimileri mantık her şeydir dese de insan iliklerine kadar duygularıyla yaşar hayatı, duygu olmadan mantık hiçbir şey gibidir aslında, bir yere kadar koruyabilir insanı, bir yere kadar yaşatır gerçekliği, sonrası… Sonrası robotluk olur, zevki kaçar yaşamın. Ve dünya da duyguyla hayatta kalır, insanı yaşamaya ve yaşatmaya sürükler. Duygusuzluğuyla insan, kendi ırkının sonunu getirebilecek tek güçtür. Fakat insan kendi kapasaitesinin farkına varamaz yıllarca, ezik büyür. Öylece yaşar sadece, süresini doldurmak istercesine, amaçsız. Kendi kendine hayatta kalmaya uğraşır, bu sırada büyük acılar çeker. Yıpranır, yıkılır, üzer, üzülür. Bir süre boyunca ne için yaşadığını, neler yapmaya çalıştığını ve elinden nelerin gelebileceğini bile düşünmez; sadece yaşar. Yıllar sonra bir şekilde aslında ne kadar da neyi amaçladığını fark eder. Yıllarca yaşadığı kimliğin kendisi olmadığına inanmaya başlar. Yıllarla birlikte hem beynini ve duygularını kullanmaya hem de hayat şartlarına çözüm üretmeye harcar kendini. Yıllar yılı geçer küresel ısınmaya çözüm üretilir, North Carolina kasırgalarına önlemler alınır, balinaların neslinin tükenmemesi için kampanyalar başlatılır ama insan, dönüştüğü yaratığın ırkını devam ettirdikçe duygularından tekrar tekrar uzaklaşacaktır. Bir zaman sonra onlara muhtaç kalacak, bocalayacak ancak geri dönüşü olmayan yollara çoktan girmiş bulunacaktır. Dünyasal hayat şartlarını düzenleyebildiğini gördükçe birer birer karşısındaki bütün güçlere hükmedebileceğini zannedecektir. Ufak şeylerde hüküm sürdükçe daha da fazlasını isteyecek ve hiçbir zaman doymayan bir bencillikte boğulurken bulacak kendini. Tam duygularıyla yaşadığını sandığında ise ondan çok uzakta olduğunu fark edecek insanoğlu. Mantığında hapsolmuş, duygularından olmuş; hayat dediği mantık çerçevesinde kilitli kalmış olacak. Karşısındaki hiçbir canlının hayatını umursamadan sadece ve sadece kendi için yaşamaya başlayacak. Dünyanın sonunu da insanlar getirecek anlayacağınız. Çok da uzun zaman önce değil 1800’lerde yapılan ayrımcılık getirecek insanlığın sonunu; savaşlarda bir hiç uğruna ölen çocuklar, bencillik uğruna yapılan katliamlarda kimsesiz kalanların yakarışını duydukça hiçbir duygu belirtisi göstermemeye başladığında insan, dünyanın sonu gelmiş olacak.

Sindirella’daki üvey anne, Pamuk Prenses’teki cadı ile yarışacak en sonunda ve kazanan olmayacak o kavganın sonunda. Sadece boşuna canlarını yitirmiş gözü yaşlı aileler kalacak ya da bunu umursamayan milyonlarca katil. Eğer geçmişe dönüp bakarsak ve şimdiyi görürsek çocuğunu kaybetmiş binlerce annenin gözyaşlarında boğulacak insanlık ve yüz binlerce çocuğun şu anda bir yudum suya muhtaç olduğunu bildiğimiz zaman bile içi cız etmeyen nesiller getirecek dünyanın sonunu. İnsan ırkı kendi kaderini çizecek yıllar boyu ne ederse kendine edecek, ne yaparsa kendisini de etkileyecek. Kendisiyle birlikte ırkını da öldürecek insanoğlu ve dünyayı da. Hem kendisini hem de arkasında bırakabileceği her şeyi yok ettikten sonra sonunda göçüp gidecek. Ve arkasında kalan tek şey kaybettiği duyguları olacak.

İrem Gökçe Yener
İrem Gökçe Yeneriremgokce.yener@gmail.com