BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

Srebrenicalı anne

65 kez görüntülendi

Değerli okuyucularım, bu yazımda her sabah uyandığında, dünü ve geçmişi hatırlayarak o an ölmek isteyen Srebrenicalı anneler adına birinin acı hayatını yazacağım. Savaştan sonra, umutla küçük oğlunun sağ olarak eve dönmesini beklerken onun Srebrenica’da kurşuna dizildiğini televizyondan seyredecekti…

Bosna Savaşı’nda ailesinin tek ferdi hariç kocası, iki oğlu ile onları kaybetme üzüntüsünden hastalanan bir kızını, kardeşini, erkek kardeşinin oğlunu, kız kardeşlerinin tam 11 çocuğunu ve 5 tane de eniştesini kaybeden Srebrenica Annesi Nura Alispahiç’in dramını yazacağım:

Kocası Aliya, 1993 yılında Srebrenica’da Sırplar tarafından öldürülen ilk Boşnaklardan biriydi. İki yıl sonra ise oğullarından biri olan Admir’i, 25 Mayıs 1995’te Tuzla Kapiya Meydanı’da, akşam biraraya gelmiş yüzlerce gencin üzerine, Sırpların attığı top mermisi sonucunda meydana gelen “Kapiya Katliamı’nda” kaybetmişti. 24 yaşındaki Admir ile birlikte 70 genç daha öldürülmüş, 200 kadarı da yaralanmıştı.

Nana Nura Alispahiç, Srebrenica düştükten sonra Tuzla’ya, ölüm yolunu aşarak varmıştı. Admir’in bir arkadaşı onu bulup, oğlunun mezarına götürmüştü. Oğlunun mezarı başında duyduğu acı, ölüm haberini aldığı o günden çok daha büyüktü.

Küçük oğlu Azmir ise henüz 15 yaşında idi. Srebrenica, Hollandalı Barış Gücü Askerlerince Bosna kasabı Ratko Mladiç ve katillerine teslim edilmeden önce oğlu Azmir, Boşnak askerleri ile birlikte ormana sığınmıştı. Daha sonra ondan hiç haber alamamıştı. Her gün haberleri izliyor ve onunla ilgili bir haber çıkar mı diye bir umutla bekliyordu. Bir gece televizyonda, Sırp birliği Şkorpiyonlar ile ilgili bir haber veriliyordu. Birkaç Boşnak gencini yakalamışlar ve ormana infaz etmeye götürüyorlardı. Gençler arasında oğlu Azmir’i hemen tanıyan Nura, acı dolu korkunç bir çığlık atarak donakalmıştı. Onları sırtlarından kurşunladıkları zaman sıra oğlu Azmir’e gelince, oğluna sıkılan kurşunların kalbini delip geçtiğini hissetmiş ve avazı çıktığı kadar bir daha bağırarak ağlamaya başlamıştı.

Oğlunun infaz edildiğini gösteren video Haziran 2005’te Youtube’da yayınlandı. Azmir’in bir kamyondan, elleri arkadan tel ile bağlı bir şekilde indirilerek diğer Srebrenicalı sivil genç erkekler ile birlikte, tepeden tırnağa silahlı Sırp canileri tarafından sırtından kurşunlanarak öldürüldüğünü tüm dünya ile birlikte, onu her an eve dönecek umudu ile bekleyen annesi de seyretmişti.

“Kurumuş bir odun parçası gibiyim. Ne yaşıyorum ne de ölüyüm. Tek umudum adaletin sağlanması idi ama, adalet hiç gerçekleşmeyecek” diyen Nura anne, her iki oğlunu öldüren cani Sırpların, Sırbistan’da serbestçe dolaştıklarına dikkat çekiyordu. Bosna Hersek mahkemelerince hepsi suçlu bulunarak, onlara gıyabında hapis cezaları verildi ama, Sırbistan Devleti onları teslim etmek istemiyor ve o katilleri hala koruyor. “Srebrenica’ya ölmeye ve kendi atalarının topraklarında gömülmeye geri geldim” diyerek, tüm umutlarını ve yaşama gücünü yitirdiğini herkese hissettiriyor. Nura Alispahiç ve onun gibi yüzlerce Srebrenicalı anne ile binlerce Bosna Hersekli annenin, bu dünyada adaleti görmelerini sağlayamayan Türkiye’deki, Bosna Hersek’teki, Sancak’taki ve de dünyanın çeşitli ülkelerindeki yaşayan biz Boşnaklar, Bosna Hersek’te adaletin sağlanmamış olmasında bizim hiç suçumuz yok mu?

 

NASER ORİÇ VE BOŞNAKLARIN KADERİ!

Bu yazımda sizlerle eski Bosna Hersek Reis-ul Ulema (Diyanet İşleri Bşk.) dr. Mustafa Çeriç’in bir makalesini özet olarak paylaşmak istiyorum. Konu; “Srebrenica savunmasının efsanevi komutanı Naser Oriç, neden üçüncü defa yargılanıyor?”

Naser Oriç, 1992 yılından beri Bosna Hersek’teki Boşnak kaderinin kişiselleştirildiği bir şahsiyettir. O, Boşnaklara, Sırpların sinsi politikalarını Bosna Hersek mahkemelerinde nasıl gerçekleştirmekte olduklarını göstermiştir. Sırplar, Bosna Hersek’te soykırım dahil kendi işledikleri tüm insanlık ve savaş suçlarını reddettirmek veya en aza indirtmek için, kendi açık veya gizli ajanlarını ve metotlarını eskiden de yaptıkları gibi şimdi de uyguluyorlar.

Gerçekte, Naser Oriç büyük bir oyunun parçası olup, bu oyunu kaybedinceye veya teslim oluncaya kadar oynamak zorunda bırakılıyor. Bu büyük oyunun organizatörü kimler ve neyi hedefliyorlar?

Aslında bu sorunun cevabı çok iyi biliniyor. Bu oyunu Sırp politikacılar ve onların haince hazırladıkları politikaları oynatıyor. Naser Oriç olayında çok net ortaya çıktı ki; Sırbistan kendi tüm politikaları, Sırbistan Bilimler ve Sanatlar Akademisi (SANU), Sırp Ortodoks Kilisesi, savaş dönemi soykırım yapan ırkçı çetnik politik yapısı ile Srebrenica ve tüm Bosna Hersek’te işlemiş oldukları insanlık ve savaş suçları ve de soykırım suçundaki kendi bilinen sorumluluğunu yok etmeye çalışıyor.

Sırbistan, tarihte bir uluslararası mahkeme tarafından (BM Lahey Adalet Divanı) soykırımı desteklemek ve önlememekle suçlu bulunmuş tek ülkedir. Eminiz ki bundan sonra hiçbir devlet, hiçbir zaman insanlığa karşı işlenmiş bu korkunç suçlardan sorumlu tutulmayacaktır.

Sırbistan, devamlı olarak BM Güvenlik Konseyi’nin Srebrenica’daki Boşnaklara yaptığı soykırımdan sorumlu tutulmaması için mücadele vermiştir, verecektir de. Ancak bütün insanlık önünde Sırbistan’ın en büyük utancı ise, Lahey Adalet Divanı’ndan çıkan Karadziç ve Mladiç hakkındaki, Boşnaklara yapılan iki soykırım kararını ısrarla reddediyor olmasıdır.

Rahmetli Alija İzetbegoviç’ten sonra, Sırbistan ve tüm Sırpların hedefindeki adam Naser Oriç olmuştur. Naser Oriç, tüm savaş dönemindeki Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin politikacılardan çok daha önemli bir insandır. Zira Sırplar onu mahkemede savaş suçundan dolayı mahkum ettirebilirlerse, Sırbistan’ın Srebrenica’da Boşnaklara yaptığı soykırım sorumluluğundan da kurtulacağını düşünmektedirler.

Gerçekte de Naser Oriç, 1992 yılından bu yana Bosna Hersek’teki Boşnakların kaderini kendi kişiliğinde taşıyan bir milli kahramandır. Naser Oriç, BM  Lahey Adalet Divanı’nda aklanmış olmasına rağmen, Sırbistan’ın Bosna Hersek devlet kurumlarında, başta yargıya yerleştirmiş olduğu bilinen ve bilinmeyen ajanlarının oyunlarını açığa çıkartmıştır.

Naser Oriç olayı, Krayina’dan Srebrenica’ya, Hersek’ten Gorajde’ye kadar, haklarında benzer kumpaslar kurulmuş olan Bosna Ordusu’nun kahraman komutanları Atif Dudakoviç, Sakib Mahnuljin, Nehru Ganiç ve Yusuf Puşina ile Dragan Vikiç gibi diğer tüm savaş kahramanlarından çok farklıdır.

Sırbistan, Birleşmiş Milletler’in koruması altındaki bölgelerde, Sırplara karşı savaşmış ve Sırpları mağlup etmiş olan tüm kahraman Boşnak generallerini ve politikacılarını, üstelik Bosna Hersek’teki mahkemelerde suçlamayı ve haklarında davalar açılmasını maalesef başarmıştır.

Geriye bu general ve politikacıların mahkemece suçlu bulunmaları kalmıştır. Böylelikle Sırbistan, Boşnakların da savaş suçu işlediklerini dünyaya gösterip, Bosna Savaşında sadece Sırpların değil Boşnakların da Bosna Hersek’te Sırplara karşı suç işlediklerini tarihe yazdırmaya çalışıyor.

Affedilmez bu gaflet içine düşen Boşnakların birlik ve beraberlik içinde olmaları şarttır. Bosna Hersek’te Ekim ayında seçimler yapılacak. Boşnakların bu gaflet uykusundan biran önce uyanmaları gerekiyor. Gözlerini açıp Bosna Hersek’teki Boşnakları bekleyen tehlikeleri artık Boşnakların görmeleri gerekiyor.

 

BOSNA SAVAŞI’NIN “TECAVÜZ” DRAMI

Bu yazımda sizlere, Bosna Savaşında tecavüze uğramış kadınların, istemeden doğurdukları çocukların dramını, Birleşmiş Milletler’de, “Savaşta Cinsel Tecavüz ve Kurbanları” konulu toplantıda, kendi de bir tecavüz sonucu dünyaya gelmiş olan Bosnalı Alen Muhiç’in ağzından anlatmak istiyorum.

“Adım Alen Muhiç. Doğu Bosna Hersek’in, Drina Nehri kıyılarında mevcut şehirlerden biri olan Gorajde’den geliyorum. 1993 yılında, Bosna Savaşı’nın en kötü günlerinde doğmuşum. İnsanların temel ihtiyaçlarının hiç karşılanmadığı bir ortamda doğdum. Elektrik, içilecek su, yiyecek, ısınma, sevgi ve umudun olmadığı bir yerde doğdum. Annem istemeyerek beni doğurduktan iki gün sonra terk edip kendi hayatına dönmüş. Biyolojik babam ise tecavüz ve insanlık suçları işlemekten suçlu bulunarak hapse atılmış biri. Bana doğduğum hastanenin kapıcısı sahip çıkmış.

Kapıcı Muhiç ailesi, savaşın en zor günlerinde, ertesi günü görme umudunu yitirdikleri günlerde bile beni alıp büyütmüşler. Hem de tecavüz sonucu doğmuş bir bebek olarak. Onlar öyle güzel insanlardı ki 25 yaşıma kadar, öz evlatları imişim gibi sevgilerini benden hiç esirgemediler. Ben gerçeği bilmiş olmama rağmen hiçbir zaman kendimi onların dışında biri olarak görmedim. Elinde olanları benimle her zaman paylaştılar. Beni büyüten ve benim açımdan biyolojik anne ile baba dışında gerçek annem ve babam olan aileme Birleşmiş Milletler huzurunda teşekkür etmek istiyorum.

“Savaş Kurbanı Çocuklar” derneğinde aktif olarak görev yapıyor ve derneğin de başkanıyım. Bizim derneğimizin üyeleri sadece Boşnaklardan değil, Hırvat ve Sırplardan da olanlar var. Biz hepimiz biriz. Kader bizi birbirimize kardeş yapmış. Biz, birbirimizi seviyor ve sayıyoruz. Bizi, milliyetlerimiz değil insanlığımız ilgilendiriyor. Tek isteğimiz bize kimsenin bir isim takmamasıdır. Biz de herkes gibi insanız ve bu güneşin altında insan gibi yaşamak istiyoruz. Varlığımız dünya liderleri için bir uyarı, bir ders olmalıdır. Gelecekte insanlığı savaşlara ve savaşlarda insanlık suçlarından ve de savaşta yapılan cinsel tecavüzlerden koruyacak bir düzen kurmalarıdır. Bizim İnsanlık ve Birleşmiş Milletler’den isteklerimiz şunlardır.

  • Biz Savaş artıkları değiliz ve olmayacağız.
  • Bizi bir nefret ve çatışmalara örnek göstermelerini istemiyoruz.
  • Biz bir savaş hatası olmadığımız gibi insan haklarından da mahrum değiliz.
  • Biz birer yaratık olmadığımız gibi kimsenin de bizi öyle görmeye hakkı yoktur.
  • Bizi siyaset dünyası ve insani yardıma muhtaç olanlar dışında tutun.
  • Biz yeni çatışmaların tohumları olmak istemiyoruz.
  • Biz gereksiz insanlar olmak ve görünmek istemiyoruz.

Herkesi ve bana yapılanları affediyor ve kimseden nefret etmediğimi bilmenizi istiyorum.”

Nusret Sancaklı
Nusret Sancaklınsancakli@yahoo.com