BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

Seçimler ve darmadağınıklığımız

18 kez görüntülendi

Öncesi olmayan bir darmadağınıklık bu. Öylesine sade bir “dağılmışlık” değil, “dağınıklık” deyip geçmek de yetersiz; neresinden bakarsanız bakın her yönüyle darmadağınık bir haldeyiz.

Kimiz peki biz? En özet haliyle şöyle söylenebilir: Etnisitesini kendisinin seçmediğinin bilincinde, bunu bir ayrılık gerekçesi olarak değil de mevcut zenginliğin önemli bir parçası olarak gören, varlığını inkar etmeyen ve ettirmeyen, evlad-ı Fatihan’ın torunları olarak evlad-ı Fatihan’ın sıkıştığı coğrafyaya sığınmak durumunda kalan nesillerin evlatları olma bilinciyle bu ülkede yaşamını sürdüren, Bosna-Sancak ve Türkiye toprakları arasında en tabii kültür ve medeniyet köprüsü olma misyonunu üstlenen, bu topraklarda yaşıyor olmaktan ziyadesiyle onur ve memnuniyet duyan Türkiye Boşnaklarıyız.

Darmadağınıklığımızı göz ardı edince bu ve benzeri şekillerde kendimizi tarif etmemiz mümkün. Perdeyi aralamadığımız müddetçe vaziyetimizi bu şekilde tarif edebiliyoruz. Gelelim darmadağınıklığımıza…

Yalnızca bu gazetede dahi birbirinden farklı ve hatta zaman zaman tam ters istikamette bakış açılarına sahip insanların kendine söz hakkı bulabildiği, gelinen noktada zıt kutuplarda yaşamını sürdüren bir kitle olduğumuzu gözlemlemek mümkün. Yeri geliyor Kemalist çizgilerle bezenmiş bir siyasi partinin ilçe başkan adayı bu sayfalarda fikirlerine yer bulabiliyor, hiçbir baskı altında kalmadan ve özgürce kendi fikir dünyasını ifade edebiliyor; yeri geliyor muhafazakar çizgilerle hayatını sürdüren soydaşlarımız kendi pencerelerinden olan biteni yorumlayabiliyor. Bazen Aliya’nın düşünce dünyası hakkında köşe yazılarımız yer bulurken bazen Aliya’yı tanımadan yok saymaya çalışan bazı derneklerde neler olup bittiğini de yine bu sayfalarda gözlemleyebiliyoruz.

Gazetemizin bu sahiplenme güdüsünü -belli ölçüleri korumak şartıyla- yürekten destekliyorum. Aynı şekilde gazetemizin kültür dünyamıza somut katkı sağlamak isteyen herkese açık olması bence önemli bir faktör. Sansüre maruz kalmamak veya birilerini rahatsız etmeme endişesiyle yazmamak gayet güzel bir durum. Soydaşlarımızla ilgili mevcut gündemi gazetemiz üzerinden takip ederken takipçilerimizin çeşitli tepki ve hassasiyetleri ile karşılaşmak da güzel. Örneğin geçtiğimiz haftalarda ülkemizdeki Boşnak kökenli milletvekili adaylarının gazetemizin sosyal medya hesaplarında sunulduğunda alınan tepkiler çeşitliliğimizi ve çelişkilerimizi, hassasiyetlerimizi ve direnç noktalarımızı, beğendiklerimizi ve beğenmediklerimizi, dayanışmalarımızı ve dağınıklığımızı özetler cinstendi. Hem olumlu hem olumsuz yönler vardı bunda.

Bizle, değerlerimizle, tarih ve geçmişimizle hiçbir alakası olmayan, olması da mümkün olmayan HDP gibi bir partiden, “Boşnak kökenli” olduğunu muhataplarının gözüne soka soka vurgulayarak Boşnak mahallelerinde dolaşan bir adaya gelen tepkiler, Türkiye Boşnaklarının ne türden numunelere müsamahası olmadığını gösterir gibiydi örneğin. Öte yandan böylesi tiplerin bazı Boşnak mahallelerinde ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşabilmeleri de yaşadığımız çelişkinin bir başka yüzüydü. “Mahalle baskısı” gibi bir toplumsal refleksi kaybetmiştik mesela. Sosyalizmin ve komünizmin hem idealdeki tüm iddialarından hem de pratikteki gerçekliğinden ayrılarak bu ülkeye gelen Boşnak göçmenlerin dejenere olmuş yeni kuşağından aykırı tipler sokaklarımızda dolaşabiliyorken, bundan rahatsız olan birileri de yalnızca gazetemizin facebook hesabına küfür saydırıp tepki göstermeyi yeterli görebiliyordu. Komik bir tabloydu bu. “Mahallenin olmadığı yerde mahalle baskısından söz edilemez” diyen Mustafa Kutlu üstadın sözünü hatırladık.

Türkiye Boşnakları içerisinden emekli bir askerin ilçe başkanı olduğu Kemalist partinin hem ülkemizdeki soydaşlarımız arasında çokça nüfuz bulup milletvekili adayı çıkarmış olması, hem de bu partinin tam tersi istikametteki iktidar partisinin zaferinin Sarayevo ve Novi Pazar sokaklarında coşkuyla kutlanması ayrı bir çelişkimizdi. Bir tarafta “Ne mutlu Türküm diyene!” sloganı etrafında kurulan bir partinin seçim sonrası mağlubiyeti kabullenememe stresi, diğer yanda ise “Türk medeniyetinin Boşnak kökenli Müslüman kardeşi” olma bilincinin yaşandığı topraklarda bu zafere ortak olma sevinci vardı.

Her ne kadar parti teşkilatı içerisinde yer bulmadan son dakikada aday adayları arasında tanınmış Boşnak simalar görebildiysek de hem Bosna’da hem de Sancak’ta tartışmasız en görkemli sevgi seline muhatap lider olma özelliğini ısrarla koruyan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinden hiçbir Boşnak soydaşımızı milletvekili adayı olarak göremeyişimiz de ayrı bir problemimizdir.

Gelinen noktada başımızı ellerimizin arasına koyup ara sıra düşünmeliyiz:

Komünist/sosyalist ideolojinin zulmünü iliklerine kadar Komünist Yugoslavya döneminde hisseden kuşakların evlatları olarak, değerlerimizle ve tarihimizle hiçbir alakası olmayan bu fikriyatı sürdürme cesaretini gösterebilen sosyalist söylemli partilerle Türkiye Boşnaklarının ne gibi bir alakası olabilir?

Milletimizi/ırkımızı/etnisitemizi -ya da işte onu her nasıl ifade etmek istiyorsanız öyle ifade edin- kendimiz seçip dünyaya gelmediğimiz halde “Ne mutlu Türküm diyene!” ülküsü ile her Allah’ın kulunu ancak kendisini Türk olarak tanımlayan ve tanımlamayan şeklinde ikiye ayıran, Türklerle ve tüm Müslüman milletlerle en yüce ortak noktamız olan İslam itikadını “gökten indiği kitapların dogmaları” diye ötekileştiren bir siyasi anlayış ile ne gibi bir ilişkimiz olabilir? Boşnaklar içerisinden böylesi bir siyasi akım tüm Bosna ve Sancak’ta yüzyıllardır sürdürülegelen medeniyet bilincine rağmen Türkiye Boşnakları içerisinde nasıl teveccüh bulabilir?

Velhasıl seçimler sonunda üzülmeye mahkum olan bu iki anlayış yapısının Türkiye Boşnakları içerisinde böylesine yaygınlaşmasına rağmen, Bosna ve Sancak’ta meydanlar seçim sonrasında neden böylesine coşku ile dolmaktadır?

Savaşta bilge soydaşımız Aliya’nın Yedinci Müslümanlar Birliğine tekbir getirten Albay Şerif Patkoviç, neden seçim sonrasında sosyal medya hesaplarından yeniden tekbir getirip hamdetmekte ve Cumhurbaşkanımıza hitaben “Senin başarın bizim gururumuzdur!” demektedir?

Şimdi tüm ezberletilenleri bir kenara bırakıp bunları vicdanımızla başbaşa kalarak bir düşünelim lütfen. Öyle birleştirme ülküsüyle falan değil; mevcut darmadağınıklığın nasıl oluşturulduğu üzerinde durarak; geçmişimiz ve medeniyetimiz ışığında köklerimizden kopup gidenlerin kopuşunu anlamaya çalışarak düşünelim: Ya bizim buralarda birilerinin Boşnaklığında bir sıkıntı var ya da Bosna ve Sancak’takilerin…

Samet Öztürk
Samet Öztürksametozturk@live.com