BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

Saf, temiz, biraz da yorgun

41 kez görüntülendi

Her dönemin bir meşhur çizgi filmi vardır. 70’ler 80’ler 90’lar 2000’ler hepsi için farklı farklı. Hiçbir dönemin çocuğu hayal gücünden mahrum kalmadı. Kimileri çizgi filmlerle kimileri ise babaanne efsaneleriyle büyüdü. Her çocuk saf, temiz büyütülmeye çalışıldı. Hayal gücüyle, mutlulukla, sevgiyle. Her şey, bütün dünya sanki iki yanağının arasındaydı çocuğun. Ne gözyaşı hatırlatıldı ne de zorluklar. Kimi yetişkinler için çocuk oyuncağı olan olaylarla öğretildi hayat, mutluluklar. Çünkü çocuk olmak bunu gerektirirdi. Sonra bir gün top oynarken düştü çocuk, dizi kanadı; acı çekmenin ne demek olduğunu o gün öğrendi. Annesini istedi, ağladı, ağladı. O gün yepyeni bir şey tecrübe etti yumuk yanaklar iki damla yaşla beraber. Önceden olmadı diye değil ilk defa acı çekerek süzüldü o yaşlar. Ne şımarıklık ne hırs, saf acı. Başka bir gün oyuna almadı arkadaşları evin kapısından girerken yanaklarından süzülen yaşlar yine eksik olmadı çocuğun. Öbür gün kanadı kırık kuş gördü, başkası için acı çekmeyi de öğrendi, yumuk yanaklardan yine acıyla süzüldü yaşlar. Böyle böyle öğrendi çocuk yaşamı, yaşamayı, yaşatmayı…

 Ama hiçbir zaman eksik etmedi hayatından hayal gücünü, kahramanlarını, sihirli güçlere inanmayı. Çocukluğundaki çizgi filmler ona hep gerçek geldi, olmadığını söyleseler de, umursamadı, inanmaya devam etti. İşe kendine bir kahraman bularak başladı mesela. İlk kahramanı ya anne-babası ya dayısı ya da bir öğretmeni oldu belki; sonra o kahramanlar yaşadıkça çoğaldı, bazıları da kayboldu birden bire. Hepsinin gücüne inandı, çünkü -onlar kahraman olmasa bu zorlukların üstesinden gelemeyeceklerini düşündü- çünküsü yok oldu bazen, bazen sebep bulamadı ama inanmaktan alamadı kendini. Gerçek bir kahramandı onlar, çocuğun gözünde. Bazı çocuklar öbürleri kadar şanslı olamadı belki ve düşmanlara, hayal kırıklığına inandı onlar. Kırık bir kalple başlandı yaşama. Çoktan edindiği yaralar daha çok acıdı, açıldı, yandı. Ne olursa olsun vazgeçmedi hayal gücünden, inandı bütün hayallerine. Sadece hayal gücüyle acısını hafifletebildi, kafasını yastığa koyduğunda yepyeni bir dünyaya uyandı hep, berbat bir dünyaya güle güle derken, aynısına yeniden merhaba diyeceğini bile bile. Buna da alıştı, tek yolu buydu belki de. O kapılar arasında yaşlar yine süzüldü yumuk yanaklardan. Bunu bile bile her gece yepyeni dünyalara gitmekten alamadı kendini, hayal gücüne, perilere, süper kahramanlara, efsanelere inanmaktan asla vazgeçmedi, kendini de böyle korudu her gün daha beter olduğuna inandığı hayattan, insanlardan. Saf kalabilmeyi istedi ömrü boyunca. Sonra büyüdü, yetişkinlerin dediği gibi koca adam oldu sanki büyüyünce herkes koca “adam” olabiliyormuş gibi. Hayat boyunca yepyeni gerçekler çıktı karşısına, ama hiçbiri onun için “çocuk oyuncağı”ndan öteye geçemedi. Her şey harika da olsa, çocuk olmayı sevseler de büyümek onlara hep daha cazip geldi, gerçekleri bilmeyi istediler belli ki; tüm bunlara rağmen yetişkinler de çocuk olmayı yeğledi, ağır geldi sorumluluklar. Ama kimse hemen istediğini alamadı hayattan. İmkansızı isteyenler imkansızmış gibi yaşamayı seçtiler, olasılıklar da vaktini bekledi taa ki zaman onları kökünden koparıp uçsuz bucaksız okyanuslara götürene kadar. İşte tam o sırada bazıları kendine sandal yaptı, bazıları o sandallara tutunanlardan olmak istedi, kalanlar ise o okyanusta derinlere gömüldüler. Tüm inançlarını da o okyanusta kaybettiler, böylelikle kimi yetişkinler çocuk ruhlu kaldılar, kimi çocuklar büyüdü, “adam oldu” kimileriyse bütün hayallerini kaybetti o akıp giden suda. O sırada çirkinleşti dünya, kirlendi. Kimi çocuk masallar dışında kahraman bulamadı, kimisi tüm söylenenlerin yalan olduğuna inandırdı kendini: ne ayrılanlar kavuştu, ne masalları gerçeklerin üstüne koyabildi, yapamadı, hayatı boyunca durmadı yanaklarından süzülen yaşlar. Son bir umut istedi hayattan ama onu da masallara kaptırdı. Öylece akıp gitti zaman, onu saf beyaz çocukluğun bittiğine inandırdı; gençliğin, yetişkinliğin kaosunda yorgun argın buldu kendini. Örnek alacak ne bir kahraman bulabildi ne de acılarını yatıştıracak hayal gücünü, acılarla dolu bir yaşamı oflana puflana bitirdi işte. Her şeyini kaybetti sonunda. Onun olan her şeyden arınmışken kendi olmadığı her şeyi sımsıkı tutmaya çalışan parmaklar da bir gün her şeyi bırakıp gidercesine açıldı. Tüm dünyanın yalandan ibaret olduğuna, insanların bir dediğine inanmamaya başladılar. Belki de gerçekten yalandı ama biz -az da olsa hayatı, yaşamayı sevenler- hayal güçlerine sarındılar. Kasırgalardan kurtulmaya çalıştılar, etraf kapkaranlık, simsiyah olsa da, o karanlığın içinde kendi aydınlığını buldu çocuk. Masallara inandı, kahramanlarına inandı çocuklar ve asla vazgeçmediler. O ilk göz yaşında buldu kendini çocuk: saf, temiz, biraz da yorgun.

İrem Gökçe Yener
İrem Gökçe Yeneriremgokce.yener@gmail.com