BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

Orada bir Sancak var; hiç de uzakta değil…

246 kez görüntülendi

Bayrampaşa Belediyesi’nin bu yıl 14’üncü kez düzenlediği “Kardeşlik Sınır Tanımaz – Bereket Konvoyu” etkinliğine Boşnak Dünyası Gazetesi’ni temsilen bu yıl ben de gitme ve ata topraklarımın havasını içime çekme fırsatını buldum. Öncelikle etkinliği düzenleyen ve gazetemize bu imkanı sağlayan başta Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner, Belediye Başkan Yardımcısı Naser Şimşek, Belediye Meclis Üyesi Münir Dinler olmak üzere tüm arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim. Benim için 3 günlük bu ziyaret, iftar etkinliklerini takip etmekten çok daha fazlasıydı. Gözlemlemem, anlamam gereken o kadar çok şey vardı ki…

Sancak ki bu coğrafyanın “öksüz” bırakılmış evladı; yıllarca çevresine yapılan hiçbir şey ona yapılmamış. Fabrika ve haliyle iş yok, her ailenin en az bir evladı yurt dışında çalışmak zorunda kalıyor. Aksi takdirde geçinmek neredeyse imkansız…

Yol yok, iki şehir arasındaki yolculuklar korku filmlerinden çıkmış patikalar geçilerek yapılıyor. Yol olmayınca ticaret de olmuyor… Okul yok, gençler liseden ötesini hayal etmekte zorlanıyor. Ya üniversite için evlerinden uzaklara gidip bir kopuş yaşayacaklar ya da bir kısır döngünün içinde yerlerini alacak ve hayata küsecekler… Siyasi birliktelik yok, küçücük bir kasaba 5-6 Boşnak partisinin faydasız çekişmelerinin pençesinde bir ileri iki geri gidiyor. Kazanan ise bu tablonun destekçileri, Boşnakların düşmanları oluyor…

Ve biz… Başta kendim olmak üzere sırtımızı dönmüş, hep dilimizde gönlümüzde yaşatmışız. İcraat noktasında adım atmak, Sancak’ın makus talihini değiştirmeye niyetlenmek aklımıza bile gelmemiş… Oysa bu topraklar en verimli, nitelikli, geleceği inşa edebilecek nesillerini Türkiye’ye göndermiş. Türkiye’nin en büyük işadamlarından, vergi rekortmeni Şarık Tara’yı ve daha nicelerini Sancak Bölgesi armağan etmiş Türkiye’ye.

Ve Türkiye’nin Boşnakları bilerek ya da bilmeyerek bir ihanet sarmalının aktörleri olmuşuz. Boşnak adıyla her maça 1-0 önde başlamış, açılması zor nice kapıyı genlerimizden gelen niteliklerle açabilmişiz. Ticarette, sporda, orduda, akademik kimliklerde dikkat çekici başarılara imza atmışız.

Bu servetin sahibi olurken ata yurdumuza hiç borcumuz olmadı mı? Hayat, memleketine fabrikalar, okullar, nice hizmetler götürenleri hiç mi getirmedi önümüze? Biz kendi derdimize düştük, dertsiz başımıza dertler ürettik ve görmedik, görmezden geldik. Tıpkı anasını babasını huzur evine bırakıp vicdanını rahatlatanlar gibi. Sancaklı olmakla, Boşnaklığımızla hep gurur duyduk. Bize bu gururu yaşatan “memleket”imizin mağduriyetine ses çıkarmadık.

Derneklerimiz oldu, koca tabelalarında “Sancak” yazan; icraatlarımız tabelalarımızın yanında kartvizit bile olamadı…

Ve bir fotoğraf… Şakır şakır yağan yağmurda Tutin Meydanı’nı dolduran, ıslak sandalyelere oturan 2 bin Boşnak… O yemeğe mi muhtaçlar, elhamdülillah asla! O sofra en büyük ziyafetten daha kıymetli, kardeşleri gelmiş kurmuş taa Bayrampaşa’dan… İşte böylesi bir hasret, böylesi bir sevgi, bağlılık… Petnjica Belediye Başkanı, akrabam Samir Agoviç’in dediği gibi “burada öyle bir mesaj var ki; anlamamak, etkilenmemek mümkün değil…”

Ben utandım; kendi adıma, şu kadar kişiyiz diye böbürlendiğimiz günler adına, yalandan ilgi gösteren zihniyetimiz adına…

Çok utandım…

  

Türkiye, Türkiye’den büyüktür

Yazacaklarımın iç siyasetle alakalı olmadığını en baştan belirtmeliyim! Sancak’ıma siyaset yapmaya gelmedim zira…

Türkiye’nin burada yaşayan insanlar için birkaç farklı anlam ifade ettiğini gözlemlemek çok da zor değil. Evvela hemen herkesin akrabası yaşıyor Türkiye’de. Bir şekilde az ya da çok irtibat halindeler. Bu yüzden ne olup bittiğini önemsiyorlar, takip ediyorlar.

Bir diğer sebep ise yıllarca merkezi yönetimin (Belgrad) uyguladığı istikrarsızlaştırma ve yatırımsızlaştırma politikalarından kurtuluşu Türkiye’nin güçlü olmasında görüyorlar.

Nasıl mı?

Son yıllarda TİKA ile başlayan, Yunus Emre Enstitüsü ile devam eden bir Türkiye etkinliği var Sancak Bölgesi’nde. Bunun da öncesinde üniversitesiz Sancak’ın gençlerinin eğitim için gidebilecekleri en ideal ülkenin Türkiye olduğu gerçeğini görüyoruz. Tüm bunların üzerine Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst düzeyde Sancak’ı “adam yerine koyması” (bu tabir biraz can acıtabilir ama gerçek) ilişkileri tavan noktasına ulaştırmış. Sırbistan Devlet Başkanı Vuçiç’in “beni hiçbir zaman böyle karşılamayacağınızı biliyorum” dediği Novi Pazar Meydanı’nda, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın on binlerce Boşnağın ilgisine mazhar olduğu anlar çok değil, sadece 8 ay önce yaşandı.

Bir ziyaretin ötesinde, bölgenin alt yapısına yönelik masaya getirilen projeler Sancaklıları ilk kez böylesine umutlandırdı. Anlaşmaları imzalanan otoyollar için çalışmaların derhal başladığını anlatan Sancaklıların heyecanı tarifsiz…

Velhasılı; Sancak ve Sancaklılar için Türkiye ve Türkiye’nin güçlü olması hayati bir öneme sahip. Onlar yıllarca göç ettirilme üzerine uygulanan politikaların ve buna engel olamayan yerel siyasetçilerin çaresizliğinin ardından şimdilerde “memleket”lerinde yarınların hayalini kurabiliyorsa; bunda Türkiye’nin payı çok büyük…

İki gün bulunma şansı yakaladığım Novi Pazar ve Tutin sokaklarında her yaştan insanla sohbet etme fırsatım oldu. Teklifsiz yanlarına gidiyor ve İstanbul’dan geldiğimi söylüyorum. Ve gülen gözleriyle karşılaşıyorum. Türkiye’yi o kadar içselleştirmişler ki, gündemleri bizimkinden pek farklı değil. 24 Haziran seçimlerini de, ekonomik gelişmeleri de yakinen takip ediyorlar. Bugün bir kardeşimiz Türkiye’den geldiğimizi duyar duymaz “Jel ima kriza u Tursku?” diye sordu. Duymak istediği cevap o kadar belliydi ki, hiç ayrıntılara girmeden “Nema, Turska je jaka” diye cevapladık…

Türkiye güçlüdür, güçlü olmak zorundadır. Zira Türkiye sadece Türkiye’den ibaret değildir…

 

Söz dilden çıkınca…

Kibir, cehalet ve gafletin adresi neresi olursa olsun tepki göstermek, muhacirliğin kitabını yazmış dedelerimizin bizlere en büyük mirasıdır. “Vay efendim ben bunu demek istedim de böyle anlaşıldı” mazereti ancak yeni yetmeler söylediği zaman belki dikkate alınabilir. Bir önceki cümlesinde “gelişmiş melekelerinden” bahsedip ardından bu ifadeleri kullanmanın tanımı da olsa olsa “kibrin bedeli” olabilir.

Halkın temsilcisi olmaya namzet bir kişiliğin toplumun hiçbir kesiminden bahsederken “ezik” gibi bir ifade kullanma hakkı ve haddi asla olamaz! Balkanlara ve Balkan halklarına bugüne kadar verdiği değerin gözardı edilemeyeceği Ak Parti, sahip olduğu hassasiyet neticesinde, Yalova Milletvekili Adayı Meliha Akyol’a gerekeni yapmalı diye düşündük. Bu sözlerin hemen bir gün sonrasında parti antetli kağıtla vekil adayı Akyol, bir özür metni yayınladı. İçeriğinde özürden çok, hedef saptırma ifadeleri vardı. Bu özürden pek çok göçmen gibi şahsen ben de tatmin olmadım.

Velhasıl, 24 Haziran geldi ve sandıktan çıkan oylar Meliha Akyol’u Yalovalıları temsilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdı. Ne diyelim; inşallah hatasını zaman içinde göçmenleri çok daha yakından tanıyarak anlar ve benzeri bir yanlışın içine tekrar düşmez.

Hüseyin Agoviç
Hüseyin Agoviçnovinar@hotmail.com