BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

İstanbul’un ayıbı

36 kez görüntülendi

Bosna Sancak kültürü dediğimizde kendi duruşu, vakuru, asaleti olan bir İmparatorluk şehri Saraybosna’yı unutup yalnızca Sancak’ın şehir de değil yayla kültürünü anlayanların sayısındaki artış ilginç olmaya başladı.

Bunlardan biri de Hüseyin Aga. Torunu Aliya tarafından gerçekleşmemiş, tahayyül ettiği bir etkinliğe gitmiş gibi yapmak yerine sabredip görüşlerini, katıldıktan sonra kaleme alsaydı inandırıcı olabilirdi.

Madem acelesi vardı geçmiş kültür günleri hakkında yazı yazabilirdi… Peki ne ile karşılaşacaktı?

Sevgili Hüseyin Aga eğer torunun Aliya seni açılış gününe getirseydi Bosnalı fotoğraf sanatçısı Samir Sinanoviç’in uzun hazırlık süreçleri sonunda, yıllar içinde çektiği ve Bosna Hersek’in doğal, tarih ve kültürel zenginliğini yansıtan eşsiz sanatsal fotoğraflarından oluşan “Sevgi Gözüyle Bosna Hersek” sergisini gezip, kitabını alsaydın Bosna’nın eşsiz güzelliklerini görecek, torununa nasıl bir memleketten geldiğini gösterebilecektin. Fotomonografi, Bosna Hersek’teki beş büyük ırmağın Una, Vrbas, Bosna, Drina ve Neretva akışını takip etmekte ülkenin gerçek hikayesini anlatmaktadır. Sen Boşnakça torunun Türkçe ilk defa okuduğunuz kitabı ikiniz de anlayacaktınız. Sen de Raşka ırmağının etrafında geçen çocukluğunu torununa anlatıp koca koca adamlara aynı kitabı “Sancak için de yapabilir miyiz?“ diye soracak ben bu konuda sponsor olmaya hazırım diyebilecektin. Hüseyin Aga eğer sergi açılışı sırasında resepsiyonda bulunsaydın verilen ikramda torunun Aliya’ya “ mantı”nın Sancak’ı “burek”in Bosna’yı temsil ettiği konusunda yapılan tartışmalar konusunda kendi bilgilerini aktarma imkanını bulacaktın.

Sevgili Hüseyin Aga ertesi gün torunun Aliya seni Bakir İzetbegoviç’in “Babam Aliya İzetbegoviç” başlıklı konferansa getirseydi, ismini torununa verdiğin Aliya’yı oğlundan dinleyecek, bilmediğin özelliklerini öğrenecek, daha önce yayınlanmamış resimleri görecektin. Bunun neresi seni aşar Hüseyin Aga?

Hüseyin Aga özel otomobile gerek kalmadan, otobüs ya da metroyla ulaşılabilecek, sanatın başkenti İstanbul’da en nezih mekanında -Pera Müzesi’nde- gösterilen filmlere torunla beraber gelseydin; teması sevdalinka olan filmlerden, senin anadilin Boşnakça olduğu için bundan büyük bir zevk alacak, koca koca adamlar da Türkçe alt yazı yazdırdığı için torunun da filmleri anlayacak, seninle ortak bir noktada buluşmaktan memnun olacaktı. On yıllardır dinlediğin müziğin anlamını bu yaşta daha iyi öğrenecektin.

Hüseyin Aga hala sıkılmadıysan torunun Aliya seni alıp bu müzeye gençliğinde hayranı olduğun Zaim İmamoviç’in torununu dinlemeye getirseydi, torununa iyi bir örnek sunma imkanın olurdu. Sevdalinka dinlerken akordeon-armonika kadar tamburun da Bosna’da çalındığını anlatırdın. Hatta oğluna sevdalinkaların sazla çalınıp söylendiğini sonra akordeonun hayatımıza girdiğini güzel güzel söylerdin. Sancak Bölgesi’nde en ünlü sevdalinka icra edenin Hamdija Şahinpasiç olduğunu, gençlerin bu ismi bilmediğini koca koca adamların onun hatırasına bir program yaptıkları durumda ne kadar sevineceğini anlatırdın. Torununa belki bir sevdalinka şarkısı sözlerini tercüme eder, derin anlamını açıklardın.

Hüseyin Aga İstanbul’un en güzel konser salonlarından biri olan Cemil Reşat Rey salonuna torunun seni alıp getirseydi, dünyada tanınmış tüm büyük sanatçıların konser verdiği bu salonu Bosnalı Amira’nın doldurduğunu ve salonun Sevdalinkalar ile çınladığını görecek Carigrad’tayım (Çarlar şehri-İstanbul) deyip mutluluk gözyaşları dökecek, bunun ne anlama geldiğini toruna anlatacaktın. Torununa; “Sevdalinka kültürel, şehirli, belgesel, yerel ve özel unsurlarıyla kökü olan aşk duygusunu aşmıştır. Müzik ve söz geleneği içinde beş yüzyıl boyunca davamlılığını sürdüren sevdalinka Boşnakların ruh kültürünün birçok biçimin ve içeriğinin göstergesi olmuştur. Her sevdalinkayla kendimizi, kendi ruhumuzun gizemlerini keşfediyoruz. Onun estetik yapısının özelliği algılama açıklığıdır. O yüzden bu şarkı Boşnakların müzik ve söz geleneğinin, onların psikolojisi ve zihniyetinin göstergesidir” diyecektin.

Hüseyin Aga torunun seni bu yıl gerçekleşen kültür günlerine getirseydi ne görecektin? Onu da yazayım.

Kültür günlerinin açılış töreni yeri tek başına bir sanat performansı idi. Türkiye’de bir benzeri olacağını sanmıyorum.

”U Stambolu na Bosforu“

Saltanat kayığı ve hemen arkasında boğazın dingin suları ile muhteşem bir koreografi idi. Hüseyin Aga açılışa gelmiş olsaydın bunu kimin hazırladığını soracak ve satrançta “yıldırım” turnuvaların değişmez şampiyonlarından Sancak Tuzinje köyünden Uykan’ın kızı Azra olduğunu öğrendiğinde yüzünde bir tebessüm oluşacak, gurur duyacak ve torununda bu ekibin içinde yer almasının yolunu arayacaktın. Genç Müslümanlar’da Aliya İzetbegoviç ile omuz omuza mücadele etmiş Eşref Avdagiç’in oğlu Şekib’in kültür günleri için “bir ulusu yok etmeye çalışanlar en iyi cevaptır” sözleri karşısında tüylerin diken diken olacaktı.

Kültür günlerinin kapsamında açılışı yapılan Bosnalı tanınmış grafik sanatçısı Anur Hacıömerspahiç’in İstanbul’daki ilk kapsamlı kişisel sergisi olduğunu öğrendiğinde daha önce dünyanın tanınmış tüm sanat merkezlerinde sergi açan sanatçının İstanbul’a niçin bu kadar geç geldiğini düşünecek, geçtiğimiz yıl vefat eden sanatçının en verimli çağında kaybetmenin üzüntüsünü yaşayacaktın. Sergi açılışı sonunda babası Enko’nun (Enver) Peşter yaylalarında çobanlık yaparken çaldığın flüt ile içindeki derin, tarif edilemez evlat acısını nasıl ortaya koyduğunu, dünya çapında performansını işitecektin. Torununa flüt böyle de çalınabiliyor diyecektin.

Türkiye’de Bosna ve Boşnaklar hakkında bilgiler Eski Yugoslavya döneminden ve daha çok Sırpların kontrolündeki bilgilerden kaynaklanmaktaydı. Torunun okuyacağı Boşnak tarihçiler tarafından yazılan bir kaynak Türkiye’de yoktu. İşte bu koca koca adamlar, üşenmediler bu boşluğu da doldurdular. Bosna ve Boşnakların tarihi konusunda bugüne kadar yazılmış en yetkin kitap, referans sayılan, Bosnalı tarihçi Mustafa İmamoviç’in “Historija Boşnjaka” isimli eserinin Türkçe çevirisini “Boşnakların Tarihi” adı ile Türkiye’de yayınladılar. Bu kitap kimi ilgilendiriyor Hüseyin Aga?

Hüseyin Aga en iyi yabancı film Oscar’ı ve Altın Ayı ödülü sahibi Boşnak yönetmen Danis Tanoviç’in çok sayıda filmlerinden 5 filmlik bir seçki yine Pera Müzesi’nde ücretsiz gösterilirken, torununla dili Boşnakça, alt yazısı Türkçe zevkle izlerken eski günlerine dönecektin. Tanoviç geldiğinde kendisine Bosna’da politikacılarla aran niye iyi değil? Bosna’da sana eleştiriler var ne diyorsun? diye sorabilecektin. O’nun ağzından “Ben Bosna’yı seviyorum. Hem de çok. Herkes ayrılabilir ama ben ayrılmayacağım. Bosna için çalışıyorum. Bosna için üretiyorum, ben sevgimi böyle gösteriyorum” sözlerini ağzından duyacaktın. Torunun Aliya’ya onu örnek gösterecektin.

Hüseyin Aga yorulmadıysan torunun Aliya ile Bosnalı genç caz topluluğu Adnan Teskeredziç Trio’yu dinlemek için Pera Müzesi oryantalist salonuna gelseydin, torunun farklı bir ortam nasıl oluşturulur görecekti. Hüseyin Aga caz siyahi Amerikan müziği bizi ilgilendirmez demek yerine genç çocukların “u Stambolu na Bosforu” gibi geleneksel müziğin Sevdah’tan örnekleri saksafon, elektro piyano, elektro bas ve vurmalı çalgılarla torunun da mest olacağı bir hale nasıl getirdiklerini görecektin. ”Saraybosna Sokakları” isimli parçanın siyahileri değil nasıl da seni ilgilendirdiğini görecektin.

Hüseyin Aga Leyla Yusiç konserine gelseydin; kendisinin piyano tuşlarına Sergei Rachmaninoff’un piyano konçertosunu değil sevdalinkalar için bastığını görecektin. Sancak Jabren doğumlu Diş hekimi Meyrema’nın ‘in Piyano için London collge of music’ten diplomalı, iki dil bilen, Türkiye’nin en tanınmış okulunu yurtdışında temsil etmiş kızı ile derdini Türkçe zar zor anlatan senin gibi Peşter yaylalarında çobanlık yapan babasını aynı konserde buluşturabildiğini görecektin. Kızı Saraybosna filarmoni orkestrası solisti, Bosna’nın sopranosunu hem piyano çalarken hem de söylerken hayranlıkla dinlerken, dedesi kulağına şarkı sözlerinin anlamını ve hikayesini fısıldıyordu. Meyrema koca koca adamlara, üç kuşağı sıkılmadan bir araya getirin bir ortam sağladıkları için teşekkür ediyor karşılık beklemeden sponsor oluyordu.

Hüseyin Aga Leyla’nın torununa ismini koyduğun Aliya’yı unutmadığını, saygıyla anmadan geçemediğini O’nun için ilahi okuduğunu duyduğunda gözlerin yaşaracaktı. Bağcılar Belediyesi Kültür salonunda olduğu gibi İstanbul’un en popüler salonunda Alija’nın anılmasından gurur duyacaktın. Bu organizasyonların birinin diğerine alternatif olmadığını, birbirlerini tamamladıklarını, bir bütünün parçaları olduklarını kavrayacaktın.

Hüseyin Aga belki de torununa  Ömer Pobriç’in ‘Sevdah’ Boşnakların hayat tarzı, sevdalinka ise Boşnakların yaşantılarının tarihî kâtibidir.” Sözünü hatırlatacaktın.

Hüseyin Aga kültür günlerini organize eden kurumlar içinde bulunan Bosna Sancak Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin Yıldırım Mahallesi’nin en güzel yerinde, en güzel binasında bulunan merkezine torununu alıp akşam üzeri gitseydin burada ikram edilen kahve ve çay eşliğinde her akşam posedak (akşam oturması ve muhabet) olduğunu görecek, derneğin belli aralıklarla düzenlediği “cumbus”ların olduğunu öğrenecektin. Cumbuslarda torununu oynamasını bilmiyorsa dernekte açılan “kolo” kurslarına göndererek “Çacak, Şoto, Rijetko” öğrenme imkanı olduğunu bilecektin. Dernek merkezi girişinde ve yakınında canın ne zaman isterse yalnız “pasul-pita-birjan-soka” değil cavapciçe, soğan dolma, tufahije bulabileceğini bilmenin zevkini yaşayacaktın. Torununa bazıların niçin “soka” bazıların niçin “ovçavina” bazıların niçin “hacı makule” bazıların da niçin “dudove” dediğini, arada fark olup olmadığını anlatma imkanı bulur ve fikrini söyleyebilir, Türk kahvesi ile Bosna kahvesi arasındaki farklar konusunda yapılan tartışmalara katılabilirdin…

Hüseyin Aga yukarıdakilerden hangisi ile kendini bu dünyaya ait hissetmedin? Hangisi sana yabancı? “Nerede yanlışlık var?” Orada sunulan müziğin, edebiyatın, sinemanın hangisi senin kültürünü anlatmaya muktedir değil? Bunlar mı senin kültürünün bir örneği değil Hüseyin Aga!

Hüseyin Aga Sancak Peşter yaylası senin yaşadığın yerler olabilir, tamam. Ama unutma Saraybosna’da senin kültürün. Saraybosna bir imparatorluk şehri. Asil, vakur ve bir duruşu var. Beşyüz yıldır burada şehirli Boşnaklar yaşıyor. Bosna sahip olduğu imkanlar ve nüfusa göre çok fazla sanat üretimi var. Dünya çapında edebiyatçıları, ressam, grafiker, yönetmenleri, sopranoları sanatçıları var. Hüseyin Aga unutma bu da senin kültürün, seninle torununu birleştiren bir payda.

Hüseyin Aga affına sığınarak uzmanları işlerini yapmayınca sosyolojik/sosyo psikolojik bir açıklama yapmak bana düşüyor. Biraz Herbent J Gans’tan esinlenerek…

Sancaklı göçmenler Türkiye’ye gelirken beraberlerinde kendi beğeni kültürlerini de getirdiler, çok az kısmı dışında hemen hepsi, zamanlarının büyük bir bölümünü çalışarak geçiren eğitimsiz köylüler, toprak sahibi olanlar ve topraksız işçiler olduğu için, beğeni kültürleri dağınıktı. Bu kültür egemen olan, içinde bulundukları yoksunlukla baş edebilecekleri, koşullarından kısa bir süre için bile olsa kaçabilecekleri bir “ödünleme” içeriği idi. Sonuç olarak bu beğeni kültürleri aile yaşamına, yiyip içmeye ve dine ağırlık veriyordu. (Senin posedakların, düğün törenlerin, eğlenmen gibi aile yaşamı-pasul, biryan, soka gibi yiyeceklerin, Bayram sabahı hazırlıkların gibi- din) Bu kültürler, bir bakıma dilleri nedeniyle göçmenler arasında korunuyordu, ama ikinci nesildeki kültürleşme ve özümseme sonucu, bu neslin yararlanabileceği boş zamanları içerik bakımından doldurabilecek denli zengin olmadıklarından ve din-dışı seçimleri doyuramayacak denli dinsel olduklarından, kısa zamanda aşınıyor. Göçmenler ya da çocukları toplumsal merdiveni tırmanmaya başlayıp da daha incelmiş ve daha saygın kültürü aradıkları zaman, kendi göçmen kültürlerini zenginleştirip yükseltmekten ya da gelmiş oldukları ülkelerden daha saygın, yüksek konumlu kültürler ithal etmek ihtiyacı doğuyor. Koca koca adamlar bunu karşılıyor. Üç kuşağın bir arada bulunabileceği ve zevk alacağı bir kültür ortamı hazırlıyor. Bu yapılmadığı takdirde geleneksel yemekleri ile dinsel alışkanlıkları, belki bir de arada sırada yapılan etnik festivallerde tekrarlanan birkaç halk dansı ile birkaç şarkı dışında bir şey kalmıyor.

Hüseyin Aga Peşter yaylasında çobanlık yapan ve 14 yaşında memleketinden ayrılmak zorunda kalan senin sahip olduğun kültür ile dünya kenti, üç imparatorluğun başşehri Carigrad ‘ta yetişen torunun (doktor, sismolog, psikolog, gazeteci, imam) arasında kültür anlayışı olarak bir incelik, bir farklılık oluşmadıysa üzülme bu senin değil İstanbul’un ayıbı!

Adem Fazlıoğlu
Adem Fazlıoğluadem@ademfazlioglu.com