BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

Emin Çölaşan’a ücretsiz matematik dersi

56 kez görüntülendi

Temmuz ayı içerisinde Tüm bir İslam dünyası ve Bosna hakkında zırva dağırcığından esintiler sunan bay gazeteci Emin Çölaşan bizim neyimiz olur?

Lafı uzun uzun dolandırıp da mevzuyu en sonda bağlamaya gerek yok. Sorumuzun cevabı açık ve net: Çölaşan’ın zihniyeti bizim hiçbir şeyimiz olur!

Şöyle bir hatırlayalım şimdi olanları:

Sözcü gazetesinden Emin Çölaşan, 12 Temmuz günü “KKTC, Azerbaycan, din kardeşlerimiz vesaire!.” başlıklı bir yazı yazdı. Yazı en başından beri bay gazetecinin her zamanki rahatsızlıklarını yansıtan kalın cümlelerle doldurulmuş vaziyetteydi. Daha ilk paragrafta “Karşımızdaki tablo hiç de iç açıcı değil.”, “Beceriksizliğimiz bu konuda da tavan yaptı!..” diyordu mesela, her zaman dediği türden… Son 16 senede her şeyin berbat gittiğine dair bay gazetecinin ön kabulleri, bu yazısında da aynı nöbet seyriyle çizgisini sürdürüyordu.

Sonraki paragrafta bay gazeteci “din kardeşlerimiz” ibaresini, gerekçesini beyan etmese de kendi kaşıntılarından olsa gerek, tırnak içerisinde kullanmak suretiyle ve KKTC’yi tanımayan ülkeler olmaları münasebetiyle, sırasıyla giydirmeye başlıyordu. “Ve dünyada bir sürü “Müslüman” ülke var. Onlar bizim din kardeşlerimiz!” diyordu bay gazeteci. Devamında, bu ülkede -kontrolsüz ve aşırı basın özgürlüğünden olsa gerek- kaleme alınmış olmasına binaen Türkiye Boşnaklarının büyük çoğunluğunu rahatsız eden cümlenin de içerisinde bulunduğu paragrafı geliyordu:

“İçlerinde Bangladeş, Afganistan, Pakistan, bazı Afrika ülkeleri gibi açlıktan kıvranan zavallılar var…

Suudi Arabistan, Katar, Körfez emirlikleri gibi petrol zengini hırsızlar, vurguncular var…

Afrika’da iş başına darbeyle gelmiş olanlar var…

Bosna gibi Müslüman ayaklarına yatıp bizi sömüren uyanıklar var…

Filistin öyle…

Avrupa, Asya ve Afrika’ya, dünyanın üç kıtasına yayılmış olan bizim dindaşları say sayabildiğin kadar…

Libya, Tunus, Cezayir, Mısır, İran, Irak, Ürdün, Yemen, Somali, Malezya vesaire…”

Evveline ahirine bakınca, yazarın malum ezberleri arasında kaynayan bu çirkin ifadeleri dikkatle irdelemekte fayda var.

Bay gazeteci, bu çirkin düşüncelerini ifade ettiği yazısından hemen bir gün önceki köşesinde mesela şöyle bir matematik kullanmış:

Yazdığı gazetenin sıklıkla diline doladığı “saray”da gerçekleşen törene katılımcı ülkelerin temsilcilerine bakıyor ve diyor ki: “Katılımcı pek çok ülkenin değil haritadaki yerlerini, isimlerini bile bilmiyoruz. Bunlara davetiyeleri ile birlikte uçak biletleri ve hatta para gönderilip gönderilmediğini de bilmiyoruz!” Bilmiyorsan konuşmayacaksın dedirten bu satırlardan sonra bay gazeteci bu kez adını bildiği ülkeleri sıraladıktan sonra kendi yargısının noktasını kendisi koyuyor: “Şimdi bir de çağrılı olduğu halde gelmeyenlere bakalım: ABD, Japonya, Avustralya, Çin, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda, Almanya, Belçika, İsveç, Norveç, Finlandiya, Yunanistan, İspanya, Portekiz… Ankara’daki büyükelçileri bile yoktu. İşin Türkçesi, bunlar gelmeyi reddetmişti.”

Devamında yine aynı bay gazeteci, alışık olduğumuz üzere sobelenmemek için heykellerin arkasına saklanmak babından, çapasını yine “sağlam” yere bağlayarak yazısını tamamlamayı tercih ediyordu. Diyanet’in kurucusunun M.Kemal olduğunu kendince Diyanet İşleri Başkanımıza öğretiyordu.

Bosna ve İslam coğrafyası hakkında zırvaladığı yazısından bir gün sonra ise bay gazetecinin matematik bilgisine dair başka doyurucu işaretler bulmak mümkündü:

“Ortadirek bitti, memur artık yoksul grubunda. … Memur gıdadan kısıyor, konut ve ulaşıma harcıyor. Memurların yüzde 28.6’sı kirada oturuyor. Yüzde 30’unun arabası yok. …” Devamında benzeri türden rakamlar…

Şimdi bay gazetecinin bu bahsettiğimiz fikir ve aktarımlarına dair bazı gülünç hatalarına sırasıyla değinmekte fayda var. En basitlerinden itibaren sıralayalım:

-Bayım, tamamlanmış yargı içeren fiil cümleleri üç nokta (…) ile sonlandırılmaz. Nokta (.) israfı yapıyorsun.

-Bayım, biz Müslümanlar “din kardeşlerimiz” mevzusunu öyle tırnak içerisinde ti’ye alarak kullanmayız. Bu kardeşlik, Allah’ın ahkâmından ve önderimiz Hz.Muhammed’in sahih sünnetinden neşet eden bir kardeşliktir. Boşnak’ı Müslüman Türk’e kardeş kılan en yüce değerden neşet etmektedir. Hafife alınmaz, şakaya gelmez. Tırnak (“) israfı yapıyorsun.

-Bayım, senin bilmediğin ülkeler, diyarlar ve istikametler olabilir. Nihayetinde dünya senin kıble edindiğin Batı’dan ibaret değil. Dünyanın da Batı’nın da türlü türlü yüzü var. Bilmiyorsan konuşmazsın, olur biter. Cümle israfı yapıyorsun.

-Bayım, valla açık konuşayım, sen bu din diyanet mevzularını da pek bilmiyorsun. Kurucusunu başkanına öğretmeye çalıştığın Diyanet’in kuruluş tarihini, yine Diyanet’in sitesinden okuyup öğrenebilirsin. Diyanet makamı, senin inandırıldığın tek kişiden ibaret tarih anlayışının; yazılarının genelinde ulaştığın klasik sonucunda olduğu gibi, her fırsatta meseleleri kendisine bağladığın “yoktan var eden”, kimi zaman her şeyin varlık sebebi gibi algılanabilen “olmasaydı olmazdık” makamındaki ultrasüper tarihsel kahraman tarafından mı kurulmuştur yoksa yüzyıllardır bu topraklarının ilmî birikiminin devamı niteliğindeki meşihat makamı mıdır, okuduktan sonra yeniden karar verebilirsin. Yargı israfı yapıyorsun.

-Bayım, bizim kardeşlik anlayışımızda darda da olsa zorda da olsa biz kardeşlerimizin ve yanımızda saf tutanların haliyle halleniriz. Sen o sıraladığın “Batılı/gelişmiş” ülkelerin yokluğunu mumla mı ararsın, onların gelmeyişine ağıt mı yakarsın bizi bağlamaz. Bosna; tüm bir tarihi, kökleri ve değerleri ile bu toprakların Batı’daki eseridir. Öyle Çetniklerin gevşek açıklamaları gibi “Müslüman ayaklarına yatmak” türünden ifadeleri sen bir yana bırak da, Bosna ile Türkiye arasındaki kardeşlik bağı senin o tek kişilik tarih anlayışında bulunmuyorsa bunun sorumlusu bizler değiliz. Azıcık okuyarak kendini geliştirebilir, bakış açını zenginleştirebilir; dünyanın ve insanlık tarihinin Mustafa Kemal biyografilerinden ibaret olmadığını anlayabilirsin. Tamam, sen o biyografileri, nebileyim çocukluğunda sana ezberletilen resmi tarihi yine oku. Ama bunun yanı sıra okuma kültürünü de geliştir lütfen. Kuru ezberle gazetecilik yapma. Ezber israfı yapıyorsun.

-Yakınmalı bir “basın kültürü” ile ancak mizahi değerin olur. Bense ciddiye alınmanı isterim bayım. Mizah anlayışına gülüp geçmekle yazılarının içeriğindeki yanlışları düzeltmek arasında bizi ikilemde bırakma lütfen. Gazeteci olmak istiyorsan gazetecilik yapmayı öğrenmelisin; mizah ve affedilmez hatalar değil. Bir şeyler yapıyorsun ama anlaşılan o ki pek de gazetecilik falan yapmıyorsun.

-Matematiğin facia vaziyette bayım. Verdiğin rakamlar mizah anlayışının mahsülü müdür yoksa bunları ciddi olarak mı kaleme alıyorsun belli değil. Mesela memurların %28,6’sı kirada oturuyorsa geriye kalan %71,4’lük koca dilim mağarada mı yaşıyor? Belki sen bahsetmek istemiyorsun ama ev sahibi falan olmasın bu kesim? Sen bir dünya ülkelerini araştırsana yahu, kaç ülkede bu kadar memur ev sahibidir? Bak ben de devlet memuruyum, hatta atanalı bir yılım bile dolmadı. Bu süreçte İstanbul’daki evimi kiraya verip görev yerim olan Edirne’de kiraya çıktım. Oradan alıp buraya ödüyorum. Şimdi sana göre ben kira veren devlet memuru muyum, yoksa kira alan mı? Araba esprine ayrıca güldüm. Memurların %30’unda araba yok demişsin ama sendeki nasıl kör bir matematikse geri kalan %70’ten hiç bahsetmemişsin. Bak hatta şu paragrafı pek uzatmayayım diyorum ama söylemeden de geçemeyeceğim; memuriyetimden ziyade yaptığım işlerden para almıyorum ben. Allah devletimize zeval vermesin, maaşım gani gani yetiyor elhamdülillah. Ek işleri sevabına yapıyorum, Allah rızası için. Ayda bir anne babamın ellerini öpmek için İstanbul’a geliyorum. Geldiğimde müsait vaktin varsa sana ücretsiz, sevabına, Allah rızası için matematik dersi verebilirim. Fena da sayılmam bu konularda, acizane yüksek mühendisimdir. Zira derdin büyük senin; matematiğin çok zayıf, rakam israfı yapıyorsun.

Bu matematiğinle sakın ama sakın İslam dünyasının ve Boşnakların vaziyetini ölçmeye kalkma. Aksi takdirde yine güler geçeriz.

Samet Öztürk
Samet Öztürksametozturk@live.com