BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

Biri “Kral çıplak” demeli

68 kez görüntülendi

Bosna’dan Türkiye’ye ilk sürgünler 1830’larda Sırbistan’a özerklik verilmesi sonucu başlamış, 1852’den sonra Karadağ Prensliği’nin kurulması ile devam etmiştir. Asıl büyük kitlesel göç ve sürgünler ise 1878’deki Berlin Kongresi ve 1913’deki Balkan Savaşları ile 1970’li yıllar arasında olmuştur.

Bu sürgün ve göçlerin sonucu, günümüzde Türkiye’de yaşayan Boşnak kökenli Türk vatandaşlarının sayısının 5 milyondan fazla olduğu düşünülüyor. 81 milyonluk bir ülkede bu sayıyı büyük bir sosyal güç olarak görebiliriz ama gereği gibi sivil toplum kuruluşlarında toplanıp çalışmadığımız için aslında kontrolsüz bir güç durumundayız. Kontrolsüz güç de güç olmadığından Türkiye’de hiçbir konuda söz sahibi olamıyoruz.

Bunun örneğini her genel seçimde görüyoruz ve kendimiz, kendimizden olanları seçemiyor, önümüze konulanları, bizle hiç alakaları olmamalarına rağmen bizi temsil etsinler diye kuyruklarına takılarak onları seçip duruyoruz. Önümüzdeki yerel seçimlerde de aynı durum tekrarlanacak.

Bir başka konu da bu kuruluşlarımız, Türkiye’deki Boşnak kökenliler ile Bosna Hersek ve Sancak’taki Boşnakları bir araya getirme, sosyal bağlar oluşturmaya veya var olan bağları güçlendirme konusunda bazı yardım faaliyetleri dışında (kurban ve doğal afetler) halk bazında yapamıyor olmalarıdır. Türkiye içinde birbirimizi tanıma ve ortak meselelerimizde birlikte hareket etme konusunda arkası gelmeyen cılız ilişkilerden öteye gidemiyoruz. Bosna Hersek ve Sancak’taki soydaşlarımız ile bir araya gelmek ise sadece her iki tarafın yöneticileri arasında gerçekleşiyor. İnsanlarımız onların bu buluşmalarını sadece sosyal medya ve bazen yerel televizyonlardan izliyor o kadar.

Neler yapılabilir konusu bu kısa köşe yazısına elbette sığdırılamaz. Sadece bir-iki konuya değinmek istiyorum. En önemli varlığımız ve geleceğimiz çocuklarımızdır. Madem ki dernek ve vakıf isimlerinde kültür, yardım ve eğitim kelimeleri var, bu faaliyetler ilk önce çocuklara yönelik uygulanmalıdır. Örneğin neden yaz tatillerinde çocuklarımıza karşılıklı olarak her iki tarafta yaz okulları düzenleyip çocukların birbirlerini yakından tanımaları, arkadaş edinmeleri, bizim çocuklarımıza ata topraklarını gösterip, Boşnakça ve oradaki yaşamı, kültürü, örf ve adetlerimizi öğrenmelerini sağlamıyoruz? Oralardan da gelecek çocuklara bizleri tanıtmıyoruz ve onların Türkçe öğrenmelerine ön ayak olmuyoruz? Bosna Hersek ve Sancak’tan gençler, evlerini, yurtlarını terk ederek yurtdışına çalışmaya gidiyorlar. Bu konu neden hiç gündeme getirilip bizlerin, Türkiye’nin yapabilecekleri konusu hiç tartışılmıyor? Çocukları ve gençleri kaybedersek her şeyimizi kaybetmiş olmaz mıyız?

Neden biz, özellikle Bosna Hersek ve Sancak konusunda yeterince başarılı sosyal projeler üretip onları gerçekleştiremiyoruz? Bana göre sebebi çok basit. Bir türlü bizleri, ama her çeşit düşüncedeki insanlarımızı bir araya getirip topluca, bizi tam anlamı ile temsil edecek, verimli çalışan sosyal toplum kuruluşlarına (bir-iki istisna hariç) sahip değiliz. Elbette derneklerimiz ve az sayıda da olsa vakıflarımız var ama maalesef bizi, tüm çeşitliliğimiz ile ve de büyük bir çoğunlukla toplayıp bir arada tutamıyorlar. Üye sayılarına, yaptıkları etkinliklere olan katılımcıların sayısına ve de mali güçlerine baktığımızda değil milyonlar, yüzbinler, onbinler, gerçekte binler sayısı ile ifade edilen insanlarımızı dahi temsil etmedikleri de bir gerçektir. Bazı derneklerimizin sadece isimleri ve tabelaları ile onlu sayılar ile ifade edilen üyeleri var. Bir de bir federasyonumuz var ki kendilerinden başka onlardan kimsenin haberi yok. İki en büyük derneğimizin bu federasyona üye olmaması da anlaşılır bir durum değil? Federasyona sadece Bosna Hersek demişler, Sancak neden yok? Sancak biz Boşnakların değil mi?

Ben, STK’larımızın halktan biraz kopuk olduklarını düşünüyorum. Bir türlü temsilcisi oldukları halkın her kesimine ulaşamıyorlar. Nedense yöneticilerimiz hep yükseklerden uçmayı tercih ediyor; siyasi parti liderleri, siyasiler vs. vs… Ne yapsınlar, milletvekilliği gibi mevkiler siyasi parti başkanlarının iki dudağı arasında. Halkın iradesi ile bir yere gelemiyorlar ve bu yüzden ayakları yere basıp halkla yürümeyi pek tercih etmiyorlar.

Tabelalarında kültür ve yardımlaşma kelimeleri yazıyor. Yardımlaşmada bir sıkıntı yok, bulundukları semtlerdeki sosyal ve yardımlaşma faaliyetleri de çok iyi ama kültür konusuna gelince gereği kadar verimli olduklarını düşünmüyorum. Çünkü kültür, sadece Türkiye’deki Boşnak kökenlileri değil, Bosna Hersek, Sancak ve diğer ülkelerdeki Boşnakları da kapsıyor.

Bu arada biz Boşnakları tarihten silmek isteyen ve bize soykırım dahil her türlü insanlık suçu işleyenlere karşı hak ettikleri karşılığı vermemiz ve göstermemiz gerekiyor. Özellikle Sırpların, soykırım yapmak için uydurdukları yalan tezlerini her alanda çürütmek ve onları işledikleri bu insanlık suçu ile dünya kamuoyunu yüzleştirmek zorundayız. Bilerek veya bilmeyerek, dolaylı dahi olsa Sırpların tezlerine en basit bir konuda bile etkinliklerimizde yer vermemeliyiz. Maalesef bu konuda yeterince titiz davranmıyoruz. Düşünebiliyor musunuz, Boşnakların en büyük haini olan, dönme Nemanja (Emir) Kusturica’yı Antalya Film Festivali’ne jüri üyesi olarak davet etmişlerdi. Saffet Erdem kardeşimizle birlikte birkaç duyarlı arkadaş Türkiye’yi ayağa kaldırdık. Gelemedi! Bosna kasabı Miloşeviç’i savunan avukatı bir üniversitede konferansa davet etmişlerdi. Yine uyardık; konferans iptal edildi.

Şimdilik çok küçük gibi gözüken ama ileride problem olabilecek bir durum ile karşı karşıya olduğumuzu düşündüğüm bir konu var. Bosna Sancak Akademik Kültür ve Tarih Vakfımızın bu yılki Bosna Sancak Kültür Günleri etkinliklerinden biri “Boşnakların Tarihi/Historija Bošnjaka” adı ile tarihçi Mustafa İmamoviç’in kitabı Türkçeye çevrilerek tanıtılacak. Bu etkinlikler önceki yıl olduğu gibi Bayrampaşa’daki dernek ile bu yıl da Pendik’teki derneğimiz tarafından da desteklenmektedir.

Etkinlikler, genellikle bir-iki konferans olmakla birlikte sanatsal ağırlıklı sergi, konser ve sinema gösterileri olarak tercih ediliyor. Peki bu etkinlikler nerede düzenleniyor? Bizden ve halkımızdan uzak semtlerde. Yani nüfus olarak kalabalık olmadığımız, ulaşım zorluğu olan merkezler tercih ediliyor. Taksim, Sultanahmet, Beşiktaş ve benzeri yerler. Neden Bayrampaşa, Pendik, Kartal, G.O.Paşa, Küçükköy, Alibeyköy, Bağcılar ve Sefaköy gibi halkımızın, bizlerin yürüme mesafesindeki yerler tercih edilmiyor? Cevap veren yok!

Bosna Hersek Üçlü Başkanlık Konseyi üyesi Boşnak lider Bakir İzetbegoviç geçen sene Boşnak Kültür Günleri adı ile yapılan böyle bir etkinliğe davet edildi ve rahmetli babası büyük insan Aliya İzetbegoviç ile ilgili Sultanahmet’te bir konferans verdi. 300 kişi ya vardık ya yoktuk. Bu konferans Yıldırım Mahallesi veya Pendik’teki kapalı spor salonunda verilseydi onbinler onu dinleseydi, halkımız dinleseydi daha iyi ve etkili olmaz mıydı?

Etkinliklere bizden çok az sayıda insanımız gitmiyor! İnsanlarımızın bu etkinliklerden haberleri bile olmuyor. Ne biz Boşnak kökenliler ne de diğerleri bu kültür ve sanat olaylarını takip edebiliyoruz. Halka bir türlü ulaşılamıyor. Nasıl ulaşabiliriz diye de ne soran ne de çaba gösteren var. Halk bizim ayağımıza gelsin mi denilmek isteniyor? Tabii ki değil ama netice öyle gibi görüntü veriyor. Halktan kopuk kültürel etkinlikler olur mu?

“Boşnakların Tarihi” kitabındaki probleme gelince: Biz Boşnakların kendimizi Bosna Hersek ve Sancak konusunda dünyaya kabul ettireceğimiz ve de dünyada her kapıyı açabileceğimiz bir tek konu var. Sırpların biz Boşnaklara yaptıkları ve Adalet Divanı’nın da yasal olarak kabul ettiği Srebrenica’daki soykırımdır. Her sene Türkiye’deki anma törenlerinde kahroluyorum. 100, bilemediniz 200 kişi ancak toplanıyor. Halk yine yok! Efendim mevsim yaz imiş de herkes yazlıklarda imiş vs. vs… Temmuz 11’de normal etkinliğini yap; git Kartal’daki anıta çelenk koy ama asıl büyük etkinliklere Mayıs ayında başla. Toplantılar, seminerler ve konferanslar düzenlenebilir. Herkesin katılımı sağlanabilir. Yeter ki istensin, onbinleri toplamak o kadar da zor değil. Prof. Dr. Adem Fazlıoğlu, Doç. Dr. Sedat Ziyade, Erol Sevim ve bendeniz, Bağcılar Belediyesi ile binlerce insanı topladık. Çok büyük bir kalabalık vardı. 5 bin insandan çok fazlası Sivas Bosna Sancak Derneği’nin, Bağcılar meydanındaki Srebrenica Boşnak Soykırımı anma gecesine geldi.

Srebrenica Boşnak Soykırımı ile ilgili dünya çapında bir uzman olan ve bu konuda 3 cilt kitap yazıp, bu vahşeti insanlık tarihine ebedi olarak yerleştiren Boşnak Tarihçi Prof. Smail Çekiç’in Vakfımız tarafından özetlenerek Türkçe “Boşnak Soykırımı” adı altında bir kitabı yayınlandı. Kitabın tanıtımı hem Bayrampaşa hem de Pendik’teki derneklerimizde yapıldı. Katılım mı? Bizi çok çok düşündürecek bir sayı. Peki nerede ve niçin hata yapıyoruz?

Galiba “Boşnakların Tarihi” kitabındaki ortaya atılan bir tez ile bir başka hata daha işlemek üzereyiz!!! Uyarmak ve bazı gerçekleri söylemek zorundayım. Biri çıkıp “Kral çıplak” demeli.

Radikal milliyetçi Sırp ve Hırvatlar, neden biz Boşnaklara her fırsatta katliam ve soykırım yapıyorlar, hiç düşündünüz mü? Elbette birçok sebebi var ama bir tanesi sözde biz Boşnaklar, Sırp ve Hırvat dönmesi imişiz de onlara ihanet etmişiz. Sözde biz Boşnaklar, zorla İslâmIaştırılmış Slavlar yani Sırplar ve Hırvatlar imişiz de (kaldı ki her iki halk da genetik verilere göre %50 bile Slav değiller) bu yüzden hem Katoliklere hem de Ortodokslara ihanet etmişiz ve de bu yüzden Osmanlı, Balkanları ve Orta Avrupa’yı ele geçirmişmiş. Bunun için onlara göre Boşnaklar, Slav ırkına ve Hristiyan dinine ihanet etmiştir, haindirler. Bu yüzden ya eski dinlerine döndürülmeli, ya Türkiye’ye sürülmeli ya da öldürülmelidirler diyerek, Bosna topraklarını kendi aralarında bölüştüren büyük Sırbistan ile büyük Hırvatistan projeleri devreye sokulmuştur.

Sözde bu iki millete ihanet ettiğimiz için önce 1711 yılında Karadağ’da, Karadağlılar arkalarına Slav dünyasını (Rusları), Avrupa devletleri ve Hristiyan dünyasını alarak ilk Boşnak katliamı yapıldı. Daha sonra 1804’te Sırp isyanları ile devam eden bu katliam ve soykırımlar Bosna Savaşındaki 11. soykırım ile şimdilik durdu.

Özellikle son 100 yılda yazdıkları veya başkalarına yazdırdıkları yalan tarih kitaplar ile dünyaya kendi ırkçı tezlerini kabul ettirdiler (bak; Prof. Senadin Laviç, Bosna’nın Kültürü ve Dirilişi kitapçığı ile Prof. Dr. Smail Çekiç, Boşnak Soykırımı kitabı, Bosna Sancak Akademik Kültür ve Tarih Vakfı yayınları). Hatta Türkiye’deki bilim insanları ve resmi kuruluşlarımıza bile bu yalanlara özellikle Sosyalist Yugoslavya döneminde inanarak, bu uydurma tarih kitaplarını kaynak olarak kullanarak, yayınlarında Boşnaklar Slav kökenlidir diye yazdılar.

Bu yanlışlığa kitabını 1997’de “Boşnakların Tarihi” adı ile yayınlayan Boşnak tarihçisi rahmetli Prof. Mustafa Imamoviç de yapmıştır. Bunun sebebi İsviçre’deki genetik araştırmalar merkezinin (IGENEA-Genéve) ve diğer onlarca Boşnak bilim insanının ki aralarında Sebadin Laviç ve Smail Çekiç de var, Boşnakların Slav kökenli olmadıkları konusundaki bilimsel çalışmalarını 2000’li yıllardan sonra yayınlamış olmalarıdır.

Bakınız Mustafa İmamoviç kitabında konu ile ilgili ne yazmış: “…Odatle naziv Bosanski Musliman ili Bošnjak obilježava Južnog Slavena koji se etnički oformio na historijskom teritoriju Bosne…/Bosnalı Müslüman veya Boşnak ismi, Bosna’nın tarihi topraklarında etnik olarak oluşan Güney Slavlara işaret ediyor.”

Vakfımız bu kitabı bir de “Türk Tarih Vakfı” ile birlikte yayınlıyor! Kitaptaki bu tezi, yani biz Boşnakların Slav kökenli olduğumuz yalan tezini vakfımız ve Türk Tarih Vakfı onaylamış mı olacak?

Ben bu kitabın Türkçesini henüz okumadım. Bu cümlenin nasıl Türkçeye çevrildiğini bilmiyorum. Başka anlamda çeviremezler ama ya hemen yanına ya da dip not olarak sayfanın altına bu kitabın yayınından sonra ortaya çıkan ve diğer tarihçiler tarafından yazılan bilimsel çalışmaları not düşmeliler diye düşünüyorum. Aksi takdirde Boşnaklara soykırım yalanlarının bu konudaki yalan tezine dolaylı da olsa destek vermiş olmaz mıyız?

Vakıf yayınladığı kitaplar veya kitapçıklar ile savunduğu tezlerinde çelişkiye düşmemelidir. Vakfımız, ilk konferanslarından birini Pendik’te, yine ünlü ve çok değerli bir tarihçi olan Prof. Muhammed Filipoviç’e verdirmiş ve bu konferansı bir kitapçık ile yayınlamıştı. Prof. Filipoviç Boşnakların kökeni hakkında, İlir ve Got kökenlilerin çoğunlukta, Slavların da %10’ların altında olduğunu söylüyordu! Prof. Laviç ve Prof. Çekiç de söylüyor.

“Boşnakların Tarihi” kitabının tanıtım toplantısı ve daha önce de “Bosna’nın Kültürel ve Ulusal Dirilişi” konferansı için vakfımız tarafından davet edilmiş olan BZK Preporod başkanı Prof. Senadin Laviç de yine vakfımızın yayınladığı kitapçıkta Boşnakların kökenlilerinin Slavlara dayanmadığını, eski yerel Bosnalılar, İlirler, Gotlar, Keltler, Türkler ve az oranda da Slavlara dayandığını söylüyor, tıpkı burada isimlerini sayamayacağım yüzlerce Boşnak ve tarafsız diğer ülke bilim insanları gibi…

Ama, elimizdeki en güvenilir bilimsel verileri Prof. Ömer İbrahimagiç, “Bosna Hersek Devletinin Hukuki Sürekliliği ve Millet Olma Meselesi” adlı bilimsel makalesinde ortaya koyuyor. Saffet Atalay’ın çevirisini yaptığı bu makalenin bir bölümünde şöyle yazıyor:

“Ne yazık ki bugün Hırvatistan ve Sırbistan milletinin babaları sayılan Tucman (Tuđman) ile Dobritsa Çosiç’in (Dobrica Ćosić), Hırvat Bosna’sı dolayısıyla Sırp Bosna’sı hakkındaki tezlerini çürüten, İsviçre, Cenevre’deki gen araştırmaları IGENEA kuruluşunun ortaya koyduğu bulgularda, günümüz Sırbistan ve günümüz Hırvatistan ülkelerinin de etnik bakımdan temiz olmadıklarını gösteren ve kuşku uyandıran veriler bulunmaktadır. Slav kökünden olanların oranı Sırbistan’da sadece %30, Hırvatistan’da bu oran daha az olup %20, Arnavutluk’ta da aynı oran görülürken, Bosna Hersek’te bu oran %15 olarak belirtilmiştir. Batı Balkanlara; çeşitli soydan ve genetik bakımdan karışık kan-akrabalık bağları olan milletler yerleşmiştir. Sırbistan’da; %21 İlir, %14 Kelt, %8 Helen, %18 Cermen, %2 Viking ve %9 Fenike kökenlilerin olduğu Hırvatistan’da; %34 İlir, %18 Kelt, %12 Cermen, %8 Fenike ile %8 Helen kökenlilerin varlığı tespit edilmiştir. Görüldüğü gibi Tucman’ın tezinin aksine Sırbistan, Hırvatistan ve Bosna Hersek halkları genetik olarak daha az karışmıştır. Buna istinaden Bosna Hersek’te en çok İlir kökenlilerin olduğu (%40) hatta kendi kökenlerinin tamamının İlir kökenli olduğunu düşünen Arnavutluk’tan bile daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Arnavutluk’ta; %30 İlir, %20 Slav (Hırvatistan’da olduğu kadar), %18 Trak, %16 Fenike, %14 Helen ve %2 Viking kökenlilerin olduğu ortaya konulmuştur. Bosna Hersek’te var oldukları belirtilen İlir (%40) ve Slav (%15) kökenlilerin yanı sıra; %20 Cermen, %15 Kelt, %6 Hun ve %4 Trak kökenliler de bulunmaktadır. Yani Hırvatistan ve Sırbistan nüfusunun yarısını bile Slav kökenliler teşkil etmezken Bosna Hersek’te yaşayan ve kendilerini Hırvat dolayısıyla Sırp olarak addedenleri (%15) bile ilave edecek olursak yine de oran yüzde 50’ye ulaşamamaktadır. Bu bakımdan komşularına nazaran Bosna Hersek’i özel kılan, nüfusunun çoğunu %40 İlir, %20 Got kökenlilerin oluşturmuş olması, Slav ülkesi olmadığına göre ne Hırvatistan’ın ne de Sırbistan’ın sadece kendisinin yani Bosna ülkesi olmasıdır. Ayrıca VI. yüzyılın ortalarında Bosna’ya gelmiş olan Trak kavmi Bosanislerin bölgeye bu ismi vermiş olması da ayrı bir kanıttır.”

Radikal milliyetçi Sırplar ve Hırvatlar, Bosna Hersek’i parçalamak ve sonunda yok etmek için her türlü mücadele veriyorlarken ve hala da vermekte iken biz Boşnaklar onların ekmeklerine şu veya bu şekilde yağ sürmemek, onların bu mücadelelerini boşa çıkartmak için çok daha dikkatli olmak zorunda değil miyiz?

5 milyondan fazla Boşnak kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve onların sivil toplum kuruluşları, Bosna Hersek ve Sancak’taki soydaşlarımız için daha fazla yapabileceklerimiz yok mu? Eğer yok ise, hiç olmazsa onların var olma mücadelelerine köstek olmamalıyız.

Nusret Sancaklı
Nusret Sancaklınsancakli@yahoo.com