BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

Ayrılık

29 kez görüntülendi

Zor geçen yıllar ne Molly’nin ne de Franky’nin hakkettiğiydi, böyle bir talihi onlar hiç haketmedi, hem de hiç. Kederlerle dolu kaderi pek tabii Molly’yi olgunlaştırdı, kardeşine ablalık hatta annelik yapmayı daha ufacıkken öğrendi, sonra da ne annesinin ne de o huysuz, ayyaş babasının yokluğunu fark ettirdi. Annesinin olmadığı kadar babası da yoktu hayatlarında, babası eve geldiği zamanlarda çok geç gelirdi, hep sarhoş olurdu; gelmediği zamanlarda da ne Molly ne de Franky merak etmezlerdi onu. Babaları iyi ki de yoktu hayatlarında, bir de onunla mı uğraşacaktı küçük kız? İki kişiyi geçindirmek yeterince zordu, hele de 9 yaşında bir kız için. Molly çektiği tüm sıkıntılara rağmen hiçbir zaman nefret etmedi hayattan, öğrenimine mâl oldu evet ama -hatta bazen iyi ki de oldu dediği anlar da oldu, kardeşiyle geçirdiği zamanlar ona her zaman, her şeyin üstesinden gelebilme gücünü bahşetti- o böyle de olsa yaşamı, yaşamayı, duyguları, her şeyi çok sevdi. Tüm hayatını sevgiye adadı, ne yapıyorsa çok sevdi, kardeşine de böyle öğretti sevgiyi. Birbiri ardına kopardığı takvim yapraklarında hep yeni günün heyecanını buldu ve her yeni gün hayatına yepyeni renkler getirdi. Her rengi ayrı sevdi. Hayatında hep duygularını savundu hatta bu yüzden de bazen hayatın tokadını yedi. Ne yaptıysa hep birilerinin mutluluğuna uğraştı. Kendi mutluluğunu sona sakladı, birgün rüyalarını yaşayacağı umuduyla koca bir hayatı eskitti. Her sabah uyandığında odasına giren güneş ışığında buldu ufak mutluluklarını, sonra onlarla yetinmeyi ve gerçek mutluluğu beklemeyi öğrendi. Belki de her kız gibi o da prensini bekledi yıllarca, kim bilir? Ve getireceği mutlulukları…

Yıllarca peşinden koştu hayatın, bir şekilde bağlanıp kopmamak için sevdiği, doyamadığı yaşamdan. Buna rağmen bazı zamanlar hayat çok da iyi davranmadı Molly’e. Daha da kötüsü olamaz dediği günlerden biriydi o gün de. Her şeye rağmen normal başlamıştı gün bütün sıkıntılara rağmen mutluydu, kardeşini okula gönderdikten sonra kendisi de sokakları turladı, birkaç bir şey aldı ev için, eve döndü sonra da. Akşama doğru bir kargaşa oldu kentte, hava kapandı, yağmur yağmaya başladı, hiçbir zaman olmadığı kadar mutsuzdu sanki akşam, güneş isteksiz battı, insanlar hızlı adımlarla evlerine gidiyordu. Sanki kent hiç olmadığı bir bedene bürünmüştü. Huzursuzluk hakimdi kentin sokaklarında… Acaba savaş bizim kapımızı da çalacak mıydı? Geceye doğru beklenen huzursuzluk teker teker kapıları çaldı. Molly her ne kadar kötü şeylerin olduğunu hissetse de ilgilenmiyordu, evde televizyon yoktu, tek bildiği bir iki komşudan duyduğu birkaç dedikoduydu. Şu zamana kadar bir an bile düşünmemişti gerçekleşeceğini, kendisini her şeyin iyileşeceğine inandırmıştı. Çünkü günlüğünde hep şöyle yazardı, “Güzel günler göreceğiz, her şey çok güzel olacak, biliyorum. Daha kötüsü olmayacak yaşadıklarımızdan, çünkü biz onları atlattık, o günler geri gelmeyecek, yaşadıklarımız, kayıplarımız, en kötüleriydi yaşayabileceklerimizin, artık hep her şey iyi olacak. Çünkü neden olsun, çünkü biz hak etmedik daha kötüsünü, uslu bir çocuk olduk kardeşim ve ben.” maalesef bu yaşadıkları henüz bir şey değildi, ufukta daha beterlerini öngörmek çok da zor değildi. Çocuk yüreği, daha kötüsünü kaldırmak istemedi herhalde. Ama savaş kapıdaydı, istese de istemesede.

Saatler gece yarısını gösterdiğinde başladı her şey; başta bir iki asker bastı güzelim kenti sonra ordular, komutanlar, savaş atları… Halk korkuyla evlerinde saklanmaya çalıştı. “Askerler her evi teker teker boşaltırken çığlıklar ve ağlamalarla inledi kent ne bebek çıngırakları susturabildi o yalvarışları ne emzikler. Sözlerine uymayanı teker teker vuruyordu askerler, ama o öksüz kalır, bu yetim kalır demeden hatta çoğu zaman gözlerini kırpmadan vurdular insanları. Saklanmak tek çareydi, başarabilene… Sıra bizim eve geldiğinde biz dolabın arkasındaki duvarın oyuğuna saklanmıştık. Evimizin o duvarı eskiden bir savaşta atılan bir topla bu hale gelmiş, yıkılmaya yüz tutmuştu. O duvarın bizim kurtuluşumuz olacağını o gün fark ettik biz de.” der Molly’nin günlüğü. Bu şekilde bu günü atlatmış olmaları büyük bir mucizeydi. Ancak ikinci baskına evin dışındayken yakalandık. Hiçkimse öyle bir baskın beklemiyordu. Bir önceki baskından geriye kalan birkaç insanıyla kent bütünüyle hazırlıksız yakalanmıştı. Molly askerlerin tüm çekiştirmelerine rağmen Franky’ye ulaşmaya çalışıyordu ben de onunla birlikte askerlerin kocaman ellerinden kurtulmaya çalışıyordum ama fayda etmedi. Askerler Molly’yi, ensesinden tuttukları gibi önce beni sırtından çıkarıp yolun kenarına fırlattılar -belki bir şey saklamıştır içime diye- sonra da Molly’yi kamyona iteklediler aynı şekilde Franky’yi de. Franky başını Molly’ye yaslamış ağlıyordu, Molly ise en az Franky kadar yabancıydı olanlara. Her şeyi iyiye yormaya çalışıyordu ancak bunun iyisi nasıl olabilirdi ki? O kamyonla da şehre götürüldüler Molly ve Franky’yi. İlk defa Molly’den ayrıldım o gün. Son görüşüm oldu onu. Molly’de arkamdan baka kaldı. Çok zordu böylesine ayrılık. Sonra ne oldu bilmiyorum onlara ama pek de iyi şeyler olduğunu düşünmüyorum. Hiçbir zaman iyi şeyler olmaz o kamyonların gittiği yerde, bilirim ben. Çok kötü şeyler yapmasalar bari, ufacık çocuk daha onlar!

İrem Gökçe Yener
İrem Gökçe Yeneriremgokce.yener@gmail.com