BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

17 Ağustos 1999’dan bugüne…

34 kez görüntülendi

Aradan tam 19 yıl geçti. Türkiye deprem gerçeği ile çok acı bedeller ödeyerek tanıştı. Kandilli Rasathanesinde yıllarca jeofizik mühendisi (sismolog) olarak çalışıp, Japonya, Tokyo Üniversitesi, Deprem Araştırma Enstitüsünde de deprem bilimi (sismoloji) alanında bilimsel araştırmalarda bulunan bir kişi olarak, bugün deprem ile mücadele konusunda gelinen noktadan memnun olmadığımı, ülkem ve insanlarımız için üzüldüğümü belirtmek istiyorum. Neden mi?

Eskiden yaşayıp ve içinden çıktığım Küçükköy’ün Şemsipaşa ve Bayrampaşa’nın Yıldırım mahallelerine, arkadaş ve akrabalarımı ziyarete her gittiğimde, şimdiki hallerini görüp de bir deprem uzmanı olarak üzülmemek elde değil. Çocukluğum ve gençliğim orada geçti (1962 – 1980). Şemsipaşa mahallesindeki sokağımız (8. Sokak) tek ve iki katlı, birkaç tane de en fazla üç katlı olan evlerden oluşmuştu. Her evin etrafında, çeşitli büyüklüklerde bir bahçesi vardı. Annelerimiz, komşularımız o bahçelerde çiçek, meyve ağaçları, kimileri de mevsimlik sebzeler yetiştirirlerdi. Mahalleye veya sokağa uzaktan bakıldığında yeşillik büyük bir oranda mahallemize hakim idi. Göğe baktığınızda gök kubbeyi tamamı ile görürdünüz.

O mahallede 1967 yılında Adapazarı Depremini yaşadık. Eski Yugoslavya, Makedonya üzerinden Sancak’tan göç ettiğimiz 1960 yılından o deprem gününe kadar ilk defa yer sarsıntısı ile tanışıyorduk. O kadar korkmuştuk ki bütün mahalle halkı evlerini terk etmiş ve dışarı kaçışmıştık. İletişim bugünkü gibi olmadığından ne olup bittiğini anlamıyor, ne olabileceğini de hiç bilemiyorduk. Gerçek haber ve bilgiler yerine dedikodular, insanları depremden daha fazla korkutuyordu. O gece hiç kimse evine girip geceyi evde geçirmedi. Hepimiz bahçelerimizde, evimizin dibinden biraz uzak bir yerde, derme çatma çadırlar kurarak dışarıda geceyi geçirdik. Her şeye rağmen o korku atmosferinde, evlerimizin yanında olduğumuz için oldukça rahat ve huzurlu bir gece geçirmiştik. Şundan çok emindik; deprem tekrarlarsa dahi bizlere, canlarımıza bir şey olmayacaktı. Çünkü sığındığımız bahçelerimiz vardı. Bugünlerde o mahalle ve o sokak tamamen değişti. Sokaklardaki tüm bahçeli evler yap-satçılara verilmiş, yerlerine 5 katlı çift daireli apartmanlar yapılmış, daha büyük daireler çıksın, daha fazla para kazanmak için apartman inşaat alanları bahçeleri yok ederek azami seviyeye çıkarılmış, bırakınız bir küçük bahçe, apartmana giriş alanları bile bırakılmamış şekilde evler inşa edilmiş. Gökyüzü kapanmış, gök kubbesi görünmez olmuş, tüm ağaçlar kesilmiş, uzaktan bakıldığında mahalle de sokak da bir beton yığını haline getirilmiş. Bu manzara karşısında bir deprem bilimci olarak olası bir depremin olası etkisini düşündüm: Bugünlerde bir deprem olsa ne olur diye? İnsanlar nereye sığınacak? Sokaklar dar, bir yanı arabalar park etmiş. En yakın sığınma alanı evlerden bir-iki kilometre, belki de çok daha fazla mesafelerde uzakta ve oldukça dar bir alan. Kim evini, eşyalarını bırakır da oralara gider?

Oysa Japonya’da sığınma ve depremden sonra buluşma alanları hem sayı olarak çok fazla hem de evlere hakim olacakları şekilde evlerin yakınında.

Sözde müteahhitler daha sağlam evler yapıyor. Ben mahallemin jeolojik yapısını çok iyi biliyorum (bodrum için temel kazılan binalara bakın. 5-6 metre derine iniliyor ama, kayalık bir yapıya rastlanmıyor!). O mahallede henüz ev yok iken ince ince akan deresinde oyun oynardım. Şimdi yapılan evler, oranın jeolojik yapısı ile bilimsel açıdan çelişir durumdalar. Eğer (Allah korusun) 17 Ağustos depremi gibi bir deprem olursa ve mahallelerimiz Gölcük yakınlarındaki yıkım şiddetine eşdeğer bir şiddete maruz kalırlarsa, o evler farklı derecede hasar görüp, depremden sonra içinde oturulmaz hale geleceklerdir. Kim evini terk edip gidebilir? Terk etmeyip o sokaklara nasıl sığacaklar? Büyük ölçekli bir artçı deprem olursa, ana şok ile zayıflatılmış binalar üzerlerine yıkılırsa ne olur?

Bir-iki katlı evler yerine, yani bir evde en fazla 4 daire varken ve de ortalama bir evde 2-3 aile yaşarken, yeni yapılan 5 katlı apartmanlarda şimdilerde en az 10 aile yaşıyor, onların arabaları sokağa park ediliyor, sokak 4-5 metre genişliğinde, apartmanlar 10-15 metre yüksekliğinde ve nüfus 5 katına çıkmış. Bu durumda sadece 8. Sokak’ın nüfusu 5-6 katına çıkmış. Peki depremden sonra bu insanlar nereye sığınacaklar? Mahallede parklar hemen hemen hiç yok denecek kadar az sayıda. İstanbul’un geneli de benzer şekilde! 17 Ağustos depreminden sonra belirlenen sığınma alanları, tahliye yolları, çılgın inşaat projeleri ile doldurulmuş, işgal edilmiş!

Elbette yeni yapılan ve binalar arasında açık alanlar bırakılmış sitelerde durum farklı ama, sokaklardaki evlerin apartmanlara dönüştürülmesi ise İstanbul’un birçok semtini geçmişe göre daha riskli bir duruma sokmuş.

Japonya’da deprem senaryoları konusunda bilgiler edinmiştim. Mahallem için, Pendik gibi, Alibeyköy gibi, Esenler gibi, Sefaköy gibi ve Boşnakların yaşadığı diğer semtlerde olası deprem senaryolarını düşündüğümde inanılmaz bir korkuya kapılıyorum. Hele Pendik… Ve dedim ki; KEŞKE BEKLENEN İSTANBUL DEPREMİ YILLAR ÖNCE, İSTANBUL BETON YIĞININA DÖNÜŞMEDEN ÖNCE OLSAYDI! İnanın kayıplarımız, şimdiki duruma göre çok daha az olacaktı.

Daha acısı ise DEPREMİ UNUTTUK! Depremi unutmak, depremle bilimsel ve topyekün olarak mücadele etmemek demek olası deprem hasarlarının ve insan kayıplarının kat, kat artacağı demektir. Kentsel dönüşüm değil çoğunlukla yapısal dönüşüm gerçekleştiğinden, birçok ilçemiz ve şehrin büyük bölümü bina bazında değil ama, sokaklar bazında eskisine göre çok daha kötü durumda.

Nusret Sancaklı
Nusret Sancaklınsancakli@yahoo.com