BURAYA DİKKAT

Astım

Yazarlar

BOŞNAKÇAYI TÜRKÇE İLE BULUŞTURAN ADAM

165 kez görüntülendi

Saffet Atalay ismi, son yıllarda Boşnakçadan Türkçeye çevrilen pek çok kitapta karşımıza çıkan bir isim. Zira, Türkiye Boşnaklarının en fazla eksikliğini hissettiği bu noktada tek kişilik ordu gibi bir mücadele içinde o… 29 Boşnakça kitap onun dokunuşlarıyla Türkçe ile tanışmış. Şimdilerde 30’uncu kitabın da çevirisini tamamlamak üzere…

Boşnak Dünyası olarak, 17 yıldır gözlerden uzak bir sahil kasabasında emekliliğe inat üretmeye devam eden Saffet Atalay ile Boşnakça kitapların dünyasında sizler için bir yolculuk yaptık.

Saffet Atalay kimdir, kimlerdendir?

26 Nisan 1951’de Yeni (Novi) Pazar’da dünyaya geldim. Babam Eyüp Layiç (Ljajić), annem Kadriye ise Kaçar sülalesinden. Araştırmalarıma göre dedelerimin dedeleri 1704 yılında, İşkodra Sancakbeyi Hüdaverdi Mahmutbegoviç döneminde, Arnavutluk’un Malisorya bölgesindeki Laya (Ljaja) köyünden önce Peşter’e, oradan da Dugopoljana’ya gelmişler.

Türkiye’ye geliş hikâyeniz ve sonrasında yaşananlar?

1959 yılında biz Üsküp’ten Türkiye’ye göç ettik. Çünkü o tarihte Yeni Pazar’dan Türkiye’ye direkt göçlere izin verilmiyordu. Babam da çareyi Üsküp’e gitmekte bulmuştu. 1959 yılının Şubat ayında biz, Yunanistan üzerinden İpsala’ya geldik ve oradan da Kapıkule’ye yönlendirildik. Başlangıçta babama, Sivas’ta toprak verilmek istendi ancak asıl mesleği şoförlük olan babam,  tarım işçisi olmadığı için kabul etmedi.  Zaten biz, belirttiğim gibi Türkiye’ye kendi kamyonumuzla göç ettik.  Bursa’da bir buçuk yıl halamın yanında zorunlu olarak (nüfus cüzdanlarımızı alana kadar) kaldıktan sonra İstanbul’a taşınıp Savaklar (Edirnekapı) semtine yerleştik. Burada sırasıyla; Otakçılar İlkokulu, Nişanca Ortaokulu ve sonrasında Sultanahmet Ticaret Lisesi’nden mezun oldum.

1971-74 yılları arasında 2,5 yıl boyunca Saraybosna’da İktisat Fakültesi’nde ön lisans okudum. 1973’de babamı kaybettiğim için eğitimime devam edemedim ve Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. 1970’den itibaren tercüme işlerine başladığımı söyleyebilirim. O zamanlar tabii ki Boşnakçayı çok iyi bilmiyordum ancak Saraybosna’ya gittikten, orada okuduktan ve döndükten sonra çalıştığım turizm şirketinde, yıllarca eski Yugoslavya’dan gelen turist gruplarına turizm rehberliği yaparak, Yugoslav edebiyatından kitaplar okuyarak dilimi ilerlettim. 1977 yılında askere gidip döndükten sonra turizm sektöründe çalışmaya, tercüme denemelerime devam ettim.

Edirnekapı’da geçen çok renkli çocukluk ve gençlik yıllarından sonra Maltepe Küçükyalı’da evimiz oldu. 1982 yılında Yeni Pazarlı Ayşe Gül (Gicić) ile evlendim ve biricik oğlum Eyüp Can Atalay 1983’te dünyaya geldi. 1994 yılında meydana gelen bir trafik kazasında eşim Ayşe’yi kaybettim. 1995 yılında Nadire Yaşa ile evlendim. 1996’da emekli oldum, 1999 yılında eşim emekli olunca “var mısın” dedim ve 2000 yılında Alanya’da yeni bir hayata merhaba dedik.

Sizi Boşnak dünyası için özel ve önemli kılan niteliğiniz Boşnakçadan Türkçeye çevirdiğiniz eserler. Bu macera nasıl başladı?

Bu macera hakikaten çok ilginç: Benim babam hayatında hiç okula gitmemiş. 13-14 yaşlarında iken kamyonun üzerine şegırt yani çırak olarak çıkmış ve ömrü hep kamyon üzerinde geçmiştir. Babama merakımdan hep sorardım: “Biz kimiz, nerelerden geldik, niçin buradayız?” diye. Babam bana pek doyurucu cevap veremediği için zannedersem ben bu konularla daha fazla ilgilenmeye başladım. Pendik’teki Boşnak kahvelerinde büyüklere de aynı soruları sıkça sorardım ancak onlardan aldığım cevaplar da yeterli gelmedi. Sonrasında 1980 yılında büyük bir şans eseri rahmetli Eyup Muşoviç ile tanıştım. Bana kitabını imzalayıp verdi. Bende büyük etkiye yol açan: Etnički procesi i etnička struktura stanovništva Novog Pazara” (Etnik süreçler ve Novi Pazar nüfusunun etnik yapısı) adlı kiril alfabesi ile yazılmış olan bu eser, Türkçeye tercüme ettiğim ilk kitap oldu.

Neler yaşadınız bu ilk tercüme deneyiminizde?

2004 yılında bu kitabı ben tercüme etmeye başladığım zaman bazı Boşnaklar ayağa kalktılar ve beni aşağıladılar. “Sen bunu tercüme edemezsin, sen kim oluyorsun,” gibi eleştiriler geldi. Onlar öyle deyince ben daha da hırslandım. Bu ilk çalışmamdan önce tecrübe kazanmam için bazı ağabeylerim bana kitaplar verdiler. Burada Fikret Aguşeviç’i anmadan geçemeyeceğim çünkü o bu konuda bana bir hayli doküman ve kitap vererek bana hep destek oldu. Kendi başıma tercümeyi bitirince sıra kitabın basılmasına gelmişti. Tabii ki bu iş için belli miktarda para gerekiyordu.  O zaman Eyup Muşoviç’in oğluna telif hakkı olarak 12 tane çeyrek altını kendi imkânlarımdan ödedim.  Baskı için gereken parayı ararken karşıma, Boşnakları çok seven manevi kardeşim Mustafa Turan çıkıp baskı işini üstlenince, kitap Alanya’da basılmış oldu.

Peki, siz bu kitapları tercüme etmeye başladıktan sonra Boşnak dernekleri size ulaştılar mı? Bu çalışmalarınıza destek oldular mı?

Bir keresinde bir arkadaşımın aracılığıyla Pendik Derneği’nin 2006 yılında düzenlediği bir gecede bana bir masa verildi. O gecede yaklaşık 150 kitap dağıtıldı ya da satıldı. Arkadaşımın aracılığı ile diyorum; zira o olmasaydı bu imkânı da bulamayacaktım.

2004 yılına yani siz ilk tercümeyi yapana kadar, Boşnakça eserleri Türkçeye çeviren kimse yok muydu?

Boşnakçadan roman, hikâye tercüme eden benim bildiğim kadarıyla pek olmadı. Boşnakçadan İngilizceye, oradan da Türkçeye çevrilenler olabilir ama direkt Boşnakçadan Türkçeye çeviri galiba hiç yoktu. Deneyenlerin olduğunu biliyorum ama yarıda bıraktılar. Beş on yıl öncesinde kitapçılarda, Boşnakçadan Türkçeye çevrilmiş kitap bulmak mümkün değilken bu gün raflardaki yerini almış olmaları memnuniyet verici olmalı. Bu arada kitaplarını tercüme ettiğim ve telif haklarını karşılıksız devir eden Boşnak yazarlara, kitapların basılmasında finansör olan Nusret Sancaklı’ya ve Kastaş Yayın Evi’ne teşekkürü bir borç biliyorum.

Günümüze kadar 13 yıllık zaman dilimi içinde kaç Boşnakça kitabı Türkçeye çevirdiniz?

Şu anda ben 30’uncu kitabı tercüme ediyorum. Bunun yanı sıra sayısını bilemediğim kadar belge, çeşitli makaleler, diploma tezleri ve birkaç da belgesel tercüme ettim. Sarayevo Masa Tenisi Dünya Şampiyonası, Ankara Dünya Hava Oyunları Şampiyonası ve bu gibi çok önemli etkinliklerde simültane tercümeler yaptım. Suleyman Ugljanin, Safet İsoviç hatta Karadağ Başbakanı Cukanoviç gibi önemli kişilerin tercümanlığını yaptım.  Alanya 4. Noter’de, Aksaray 10. Noter’de, Sirkeci 11. Noter’de ve Kartal 4. Noter’de yeminli tercüman olarak yemin zabıtlarım var.

Önümüzdeki yıldan itibaren Türkiye’deki ortaokullarda Boşnakça seçmeli ders olarak okutulacak. Bu uygulamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türkiye’deki Boşnaklar bu derse ilgi gösterecek mi?

Bana göre; bu inanılmaz iyi bir adım. Neden? Çünkü her ne kadar Türkiye’de yaşayan ikinci ve üçüncü nesil isek de (babam birinci, ben ikinci, oğlum üçüncü nesil), oralarda kalan binlerce akrabamızla iletişim içerisinde olmamız lazım. Bu nesillerin birbirleriyle iletişim kurmaları maalesef ya İngilizce ya da başka bir dilde oluyor. Akrabalarımızla ana dilde iletişim kuramamak ne kadar acı bir şey, bunu tarif etmek mümkün değil. Yalnız hoşuma giden bir şey var; o da yeni nesil Boşnakça öğrenmeye çok hevesli, bu beni çok gururlandırıyor. Eskiden böyle değildi, bazı insanlar Boşnakça konuşmaktan dahi utanırlardı. Ama üçüncü neslin bu konuya bu kadar ilgi göstermesi beni daha fazla ateşliyor. Onun için ben çalışmalarımı onlara atfediyorum.

Şu ana kadar hangi tür kitapları Türkçeye çevirdiniz?

Benim tercümesini yaptığım kitaplar arasında; Sancak Tarihi, Bosna Tarihi, Karadağ Tarihi, Fatih Sultan Mehmet ve Bosna Tarihi,  Olivera ve Atlıkarınca romanları, Şemsi Paşa’nın hayatı, Çanakkale’de savaşmış Boşnak Gönüllülerin (Curumliye) Hikâyesi,  Aida Zaçiragiç adlı Boşnak yazarın 6 tane çocuk öyküsü,  Velid Bajramoviç’in Srebrenica katliamıyla ilgili 5 şiir kitabı var. Ayrıca benim için çok önemli olan Travnik (Bosna) kökenli Hüseyin Avni Başman’ın yaşamını (Adnan Menderes’in ilk kabinesinin Milli Eğitim Bakanı) Türkçeden Boşnakçaya çevirmiş olmamdır; çünkü bu kitap Bosna’da basılıp yayımlandı. Açıkçası tercüme edeceğim kitaplarda çok fazla ayrım yapmamaya çalışıyorum. Siyasi ve dini konulara mümkün oldukça girmemeye gayret ediyorum. Onun dışında her konuda tercüme yapıyorum diyebilirim.

Nusret Sancaklı ile birlikte yürüttüğünüz “Boşnak tarih ve edebi eserlerini Türk edebiyatına kazandırma projesi” fikri nasıl çıktı?

Bizden sonraki nesiller bir şeyler öğrensin, bizden onlara bir şeyler kalsın diye Nusret ile birlikte bu gönül projesine başladık. Bu fikir Prof. Dr. Sait Kaçapor ile ortaya çıktı. Kaçapor’un “Boşnaklar Türkiye’nin Sadık Vatandaşları” isimli bir kitabı var. Türkçe tercümesi bana ait olan bu kitap iki dilde (Türkçe ve Boşnakça) basıldı. Ben, Nusret Sancaklı ile bu kitap sayesinde tanıştım. Nusret ile aramızda oluşan uyum 3 yıl önce bu projeyi ortaya çıkardı. İkimiz inanılmaz derecede iyi anlaşıyoruz. Allah’a şükür bir fikir ayrılığımız yok. Ben, Alanya’da zaten yeterince vakte sahibim. Kahvehane, meyhane gibi kötü alışkanlıklarım da yok. Hal böyle olunca bu konulara büyük bir iştah ve hevesle sarılıyorum. Allah bana ömür ve sağlık verdikçe bu böyle devam edecek.

En çok hangi kitabın çevirisini hazırlarken keyif aldınız?

Açıkça söyleyeyim; Safvet Beg Başagiç’in “Bosna Hersek Tarihi” kitabı benim için bir dönüm noktası oldu. Çünkü o konuda, Türkiye’de hiç kimse böyle bir tercüme yapmaya cesaret edemedi. Ben o kitabı tercüme ederken zorlanmama rağmen inanılmaz bir mutluluk duydum. Öte yandan “Karadağ Boşnak (Müslüman) Tarihi” kitabı da, Mimar Sinan’ın dediği gibi “ustalık eseri” tercümem olduğundan bu kitap da benim için çok kıymetli.

3 yılda nasıl geri dönüşler aldınız?

Ben İstanbul’a 1.000 km uzakta yaşıyorum. Gözden ırağım. Ve bugüne kadar hazırladığım çalışmaların hiçbirinin reklâmını da herhangi bir yerde yapmadım. Övülmeyi sevmiyorum.  Allah biliyor, Nusret ile yaptıklarımızı gönül projesi olarak başlattık ve büyük bir şevkle devam ettiriyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse; derneklerden destek beklerdik. İzmir Bosna Sancak Derneği hariç, diğer derneklerden bize en ufak bir destek gelmedi. Desteği bıraktık bari köstek olmasınlar.

Köstek mi oluyor dernekler?

Dilim varmıyor söylemeye ama… Biz bu işe profesyonel olarak yaklaşmadık, amatörce yapıyoruz ve tabii ki hatalarımız var. Birisi çıkıp karşıma: “Bak şurayı yanlış tercüme etmişsin,” dese ben onun iki nedenden dolayı elini öperim. İlki; demek ki kitabı okumuş; ikincisi ise hatayı bulduğuna göre belki de kendisi daha iyisini yapmak için teşvik olmuştur” diye gerçekten mutluluk duyarım. Ama birileri çıkıp da siyasi ya da başka nedenler yüzünden tenkit ediyorsa işte ben buna resmen ifrit oluyorum. Aslında bizim yaptığımızı yapması gereken kişiler, ortaya çıkan eserleri hazmedemiyorlar galiba. Bu çok ayıp bir şey! Asli görevleri bunları yapmak ya da yapanları desteklemek olan kişiler, bunu yapamayınca bize sataşma yoluna gidiyorlar. Ben uzakta kaldığım için muhatap olmuyorum ama Nusret Bey’in bu konuda biraz üzüldüğünü hissediyorum. Bizim Boşnakların negatif bir tarafı da budur maalesef. Hazmedememek ve kıskançlık var ne yazık ki.

Peki, en çok yapmak istediğiniz şey nedir bu noktada? Mesela bir Boşnakça eğitim seti oluşturamaz mıyız?

Tabii ki böyle bir şey yapmamız lazım. Bu bizim Boşnaklara ve Boşnak dünyasına olan borcumuz. Eğer iyi niyetli insanlar olursa biz bunların hepsini aşarız. Aşmamamız için ortada bir neden yok.

2000 yılından beri Alanya’da yaşıyorsunuz. Orada hayat nasıl geçiyor? Çevrenizde Boşnaklar var mı?

Bildiğim kadarıyla bizim gibi eski göçmen Boşnaklar yok ama Bosna Savaşı nedeniyle ülkelerini terk edip Avrupa ülkelerine giden, sonra da gelip Alanya’ya yerleşen Boşnaklar hatta Sırplar var. Burada gayrimenkul satın almışlar. Bu şekilde tanıdığım yaklaşık 10 aile var. Resmi evrak işleri olduğu zaman bana ulaştılar, ondan sonra da görüşmeye devam ettik.

Boşnak Dünyası okurlarına son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Yapılan her şey güzeldir. Yapılana verilen katkı daha da güzeldir. Boşnaklar, ne olur elinizi boş yere havada sallamayın. Sallarsanız da ses çıkmaz. Bir eli diğerine vurursanız ortaya, birlikteliği temsil eden güzel bir ses çıkar. İşte bu sese aşina olalım diyor herkesi sevgi ile selamlıyorum.

(Röportaj 2017 yılının Nisan ayında yapılmıştır)